SERMAYE PİYASASININ GELİŞTİRİLMESİNDE
VERGİ POLİTİKALARININ ROLÜ
PANELİ KONUŞMASI
İstanbul, 29 Nisan 2002
KURUMSAL YATIRIMCILAR VE TEŞVİK MEKANİZMALARI
Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. Sayın Derviş'in bir tespiti kafama takıldı. İzin verirseniz oradan başlayacağım. Dediler ki, "piyasa modeli iyi de, sosyal adalet, gelir dağılımını ve refahın paylaşımını devletsiz yapamayız". Gerçekten yerinde bir tespit. Yalnız orada devletin tanımını yapmadan gittiler. Keşke hangi devleti kastettiğini, nasıl bir devleti kastettiğini, hangi boyutta bir devlet kastettiğini, hangi büyüklükte ve hacimde devleti kastettiğini söyleseydi iyi olurdu. Bunlar kolay sorunlar değil. İçinden çıkamadığımız için bu sorunların, zannediyorum şu anda tartıştığımız konu biraz havada kalıyor. Piyasa ekonomisi içinde yine devletten bazı fedakarlıklar bekleyerek sermaye piyasalarının açılmasını, genişlemesini, derinleşmesini bekliyoruz. Bu tespiti şunun için yapıyorum. Küçülmeyen, rasyonel olmayan, etkin olmayan bir devlet vergi tavizi veremez, vergi teşviği veremez. Şu anda içinde bulunduğumuz sıkıntı bu. Dolayısıyla doğru yerden başlamak lâzım. Yine de önceliğinizi oraya verip, o devleti etkin, sağlıklı, rasyonel bir hale getirip ondan sonra rahatlamış bir devletten de istediğimiz teşviği isteyelim diyorum. Ben şimdi onun olacağını varsayarak konuşmalarımı yapacağım. Çünkü her halükarda onure olması lâzım. Eğer onu başaramazsak, şu anda konuştuğumuz her türlü mikro öneri bence havada kalır. İyimser bir yaklaşımla diyorum ki, onu nasıl olsa yapacağız, başaracağız. O olmazsa olmaz bir koşul diye görüyorum. Her ne kadar Sayın Kabataş bu konuda umutsuz gibi görünüyorsa da biz piyasa oyuncuları olarak bu konuda umutlu olmaya devam edeceğiz. Bunun olması için de çalışacağız. Böyle devam edecek, hantal devlet üstümüze yıkılacak diye düşünürsek zaten piyasa ekonomisini çalıştırmamız da, oynatmamız da mümkün değil. Bir yerde bu devleti biz laik olduğu düzeye getirmeye çalışacağız. Ondan sonra piyasa mekanizması her türlü fonksiyonu yerine getirecek. Bence sosyal adaleti yerine getirecek, vergi adaletini yerine getirecek, refahın da uygun dağıtımını sağlayacak. Yeter ki devleti rasyonel hale getirmeyi becerelim. Bunun olacağına ben inanıyorum.
Türkiye'de kurumsal yatırımcı dediğimiz zaman benim anladığım mevcut A ve B Tipi Yatırım Fonları'na yapılan yatırımlar veya bu fonlar bizim sistemimizde kurumsal yatırımcı gibi gözüküyor. Sistemimizdeki anonim ve limitet şirketler, özel sektörde temel oyuncu dediğimiz şirketler kendi portföylerine, kendi amaçları için yaptıkları yatırımlarda kurumsal yatırımcı kategorisine giriyor. Buraya sigorta şirketlerini de dahil ediyorum. Üçüncü grupta henüz olmayan özel emeklilik fonları. Basite indirgersek sistemimizde üç kategori kurumsal yatırımcı tipi vardır. Kurumsal yatırımcı tabanının genişlemesinden de anlamak istediğimiz hele şu ortamda devletin vergi gelirlerine fazla sulanmadan, bütçemize fazla ağır yara açmadan ama bir miktar getirisini ve götürüsünü hesaplayarak muhasebesini doğru yaparsak "bir verip üç alma" meşhur tabiriyle mümkün olan alanlar vardır. Belli bir yerde bir vergi muafiyeti verdiğiniz zaman hacimden ve volümden yaratacağınız, sürümden yaratacağınız getiri ve vergi devlette daha fazla olan yerler vardır. Bunu göz önüne alarak yatırımcıların teşviki, bu alana daha fazla söylediğim üç gruptan ilgiyi nasıl toplarız, onu araştırıyoruz.
A Tipi Fonların uygulamasında, başlangıcında çok daha uygun, çok daha teşvik edici uygulamadan başladık, sonra da geriye döndük. Eskiden bu fonların % 25 hisse senedine sahip olması yeterli görünüyordu, sonra bunu % 51'e çektik. Şu anda % 51 hisse senedi bulundurulması bence yeterli teşvik unsuru olarak görünmüyor. Çünkü şirketler % 51'lik hisse senedi riskini almayı göze alamıyorlar. Fakat daha önce % 25 olduğu zaman bu riski göze alabiliyordu. O zaman bunda aynı zamanda vergi muafiyeti de vardı. Biz sonunda hem % 51'i getirdik hem de vergide öncelikli getirdiğimiz muafiyeti kaldırarak bu arada şirketleri tamamen çektik. Dolayısıyla bu sektöre yatırım yapan grup A Tipi Fonlar kaldı. Onların da miktarı başlangıçtaki orana bakarsak çok fazla daraldı. Eğer buraya yeniden bir canlılık getirmek istiyorsak bu oranı % 51'den % 25 - 30'a çekmek gerekiyor. İkincisi, satış anında ortaya çıkan değer artış kazancına vergi muafiyetini getirmek gerekiyor. Bu fonları çok daha cazip hale getirecek ve özellikle şirket sektörünü bu tür alanlara yatırım yapmaya teşvik edecektir. Bu konu yeni çıktığı zaman pek çok şirkete, bu tür nakit fazlası olan şirketlere özel fonlar kuruyorduk, tamamen onların adına. Olumlu bir piyasa oluşmaya başlamıştı. Şu anda baktığınız zaman bu rakam çok küçük sembolik rakamlara kadar inmiştir. Enflasyon muhasebesi, her ne kadar önümüzde bir takvim varsa da, bu takvimi sulandırmadan biran önce enflasyon muhasebesi uygulamasını getirmek zorundayız. Aksi takdirde sistemde enflasyon muhasebesi olmaması sadece sermaye piyasasının değil, Türkiye'deki vergi uygulamasını, rekabet ortamını bozan, kayıt dışı ekonomiyi teşvik eden bir hastalıktır. Umuyorum 2003 yılından itibaren böyle bir hastalığımız da kalmayacak. Dikkat ederseniz bütün şirketler kendi fonları dahi olsa, kendi şirketine kredi vermek suretiyle gerek içeriden, gerekse dışarıdan sistemimizde neyin sermaye, neyin özkaynak olduğu, neyin kredi olduğunu karıştırır hale geldik. Bu tamamen şeffaflıktan uzaklaşmayı sağlamıştır. Hepimiz enflasyonun ne tür hastalıklara sebep olduğunu biliyoruz.
Diğer bir konu, yerli ve yabancı kurumsal yatırımcıların teşvik edilmelerine yönelik olarak halka açık şirketlerin yatırımcıya bilgi verme birimleri oluşturması Türkiye'de maalesef ciddiye alınmayan bir konudur. Halka açık şirketlerin bu tür birimlerle yatırımcıya devamlı bilgi vermesi, yatırımcıyla diyalog kurması, gelişmelerden yatırımcıyı devamlı bilgilendirmesi, şeffaflık yaratması özellikle uzun ve orta vadeli yatırım yapmak isteyen kurumsal yatırımcılar için fevkalade önemlidir. Azınlık haklarının korunmasına yönelik olarak Türk Ticaret Kanunu'nda ve Vergi Kanunu'nda çok ciddi düzenlemeler yapılması gerekmektedir. SPK ve İMKB kanun ve yönetmelikleri bu konuda bir nebze açıklık bunları ilgili hukuki mevzuata yansıtması zorunlu görülmektedir. Son zamanlarda rastladığımız büyük kurumsal yatırımcıların nasıl sıkıntı çektiğini, kamuoyunda nasıl mücadele ettiğini, hükümet nezdinde nasıl mücadele ettiğine hepimiz şahit olduk. Dolayısıyla bu konunu ihtisas mahkemeleri ile birlikte, ticaret ve vergi kanunu içerisinde azınlık haklarının korunmasına yönelik SPK çok doğru adımlar atmıştır. Fakat SPK'nın yaklaşımı bu tür kanunlara yansımamıştır. Onların da orada yansımasını bulmasını ve uluslararası kamuoyunda, uluslararası yatırımcılar düzeyinde kendimizi çok ciddi bir şekilde korumaya imkan verecektir.
Eğer biz kurumsal yönetişim konusunda gerekli şeffaflığı, gerekli açıklığı ve gerekli uluslararası standartlara uymayı beceremiyorsak sermaye piyasamızın ciddi yatırımcılara, kurumsal yatırımcılar dediğimiz orta ve uzun vadeli yatırımcılara, uluslararası yatırımcılara açılmamız fevkalade zorlaşacaktır. Bu konu yavaş yavaş gündemimize ağırlıklı bir şekilde oturacaktır. Hem SPK'nın, hem İMKB'nin hem de aracı kurumların bu konuya dikkatle eğilerek bir standart yönetişim kodu, anayasası geliştirmesi, bunu da halka açılacak ve halka açılmış şirketlerin benimsetilmesinde yarar görüyorum.
Bir başka konu, şirketlerin kendi personeline ve çalışanlarına hisse senedi opsiyonu ikramiye yerine vermesi yanında, şirketlerin kendi hisse senetlerini belli bir oranda alıp satmasına izin veren bir mevzuatın geliştirilmesinin de artık zamanı gelmiştir. Hepimiz biliyoruz ki bu tür müdahaleler perde arkasından yapılmaktadır, dolaylı bir şekilde yapılmaktadır. Halbuki bu yatırımcıya hiçbir şey kazandırmamaktadır. Bunun açıkça yapılmasına izin veren bir yasal düzenlemenin yapılmasında yarar görüyorum. Diğer bir konu, konvertıbıl bonolar dediğimiz hisse senetlerinin değiştirilebilir tahvillerin Türkiye'de asgari değiştirilme süresi 2 yıldır. Bir konvertıbıl bono olmamasının nedeni. Çıkardığınız zaman bu 2 yıldan önce hisse senedine dönüştüremiyorsunuz. Halbuki bunu 6 ay gibi, 3 ay gibi daha rasyonel opsiyona bırakıp indirebildiğiniz takdirde hisse senedine dönüştürülebilir tahvil çıkaran şirketlerin bu hisse senetleri kurumsal yatırımcılar için çok daha cazip olabilir. Böyle volatil bir ekonomide 2 yıl için bir hisse senedi riski alamıyorsunuz. Düşürdüğünüz takdirde bunu kurumsal yatırımcıya kullanmak rahatlık getirecektir. Bu konunun çok ciddi olarak düşünülmesinde kurumsal yatırımcı açısından ciddi bir fayda vardır.
Aynı şekilde 2 yıldan az vadeli ihraç edilebilecek özel şirket borçlanma senedi olarak finansman bonoları mevzuata göre sadece sabit faizle ihraç edilebilmektedir. Böyle bir enflasyonist ortamda, böyle hareketli bir ortamda siz sabit faizle belli bir vadeyi içeren bir bonoyu ihraç ettiğiniz zaman yatırımcı elbette buna yanaşmamaktadır. Yatırımcı ben onu vade ve faiz riskini almıyorum demektedir. Bunu neden hareketli bir faiz sistemine oturtamıyoruz, anlamıyorum. Opsiyon getirirsiniz, isteyen sabit ihraç eder, isteyen endeksli ihraç eder. Dolayısıyla kurumsal yatırımcı mutlaka o faiz riskini almadan, doğrudan doğruya firma riskini alarak işin içine girer. Siz sabit faiz diye empoze ettiğiniz zaman, yatırımcı bundan uzak duruyor. Eğer teşvik edeceksek en az 3 yıl vadeli devlet tahvil ve bonolarının vergilendirme oranını mutlaka düşürmek zorundayız. Hem uzun vadeli borçlanmayı teşvik edelim hem de kurumsal yatırımcı dediğimiz kişileri tatmin edici bir ortam yaratalım. Hazine bugün kendini zorluyor 2 yıl çıkıyor. Bugünkü sistemde sizin sattığınız kitle o üç yıl için o faizle bağlanmak istemiyor. Ama siz onun vergisini düşürdüğünüz zaman yatırımcıya cazip gelebiliyor. Enflasyonun düştüğü bir ortamda eğer hükümet bu programda ciddiyse, vatandaşı da buna yavaş yavaş ikna etmeyi düşünüyorsa böyle bir sisteme geçip daha uzun vadeli kamu kağıdının satılması mümkün olacaktır.
Son olarak özel emeklilik konusuna değinmek istiyorum. Mevzuatımızda aşağı yukarı bütün aşamalar tamamlandı. Bir aşama hariç o da özel emeklilik sistemine giren vatandaşın 56 yaşında çıkma zamanı geldiği zaman alacağı ikramiyenin üzerinden hangi vergi alınacaktır. Henüz Maliye Bakanlığı onu tespit edemedi. Onun da biran önce tespit edilerek kamuoyunun rahatlatılmasında fayda var. Çünkü artık sistemin yavaş yavaş dönmeye başlaması lâzım. OECD çerçevesinde yapılan hesaplara göre burada 2 - 4 milyar dolarlık bir piyasa görülüyor. Büyük bir piyasa sayılmaz ama bugünkü ortamda kurumsal yatırımcı portföyüne baktığınız zaman 2 milyar dolar bile Türkiye piyasası için önemli bir rakam. Daha başlarken bazı hatalı noktalarımızı düzeltsek yararlı olur diye düşünüyorduk. Fakat 56 yaş bütün uzmanlarca yüksek bulunuyor. Sonra bir özel emeklilik kurumundan 1 veya 2 yıl sonra memnun kalmadım, ben başka bir yere transfer olmak istiyorum dediğiniz zaman buna imkan vermeyen bir sistemi getiriyoruz. Kuruluş şartlarını oldukça zorlaştırdık. Sermaye tutarını 10 trilyon + 10 trilyon toplam 20 trilyon koyduk. Büyüklere imkan verecek, sağlam, ciddi kuruluşlara imkan verecek bir model diye söyleniyor ama vergi konusunda da verdiğimiz teşvik de yetersiz. Bugün hayat sigortasına verdiğimiz teşvik ne ise özel emeklilik için de verdiğimiz vergi teşviği de aynı. Dolayısıyla çok ciddi bir teşvik te getirmiş değiliz. Bu konuda keşke daha radikal bir yaklaşım sergileyebilseydik. Radikal yaklaşım nasıl olurdu? Bence SSK'dan başlayarak SSK'ya bugünden sonra ben bir tek kişi daha almazdım. Özel emeklilik sistemi başladığı anda bunu aynı anda başlatırsınız. SSK bundan böyle yeni üye kabul etmeyecektir. Yeni emeklilik sistemi özel emeklilik sistemi ile birlikte yürür derdiniz. SSK sistemi de kendi içinde giderek tasfiye olur. Çünkü bugünkü haliyle SSK sistemini götürmek artık çok zorlaşmış durumdadır. Ben size daha çarpıcı bir örnek vereyim. Financial Times'de yeni okudum. İngiliz Hükümeti olayı o kadar ileri götürmüş ki, kamu personelinin maaş ödemelerini özel bir firmaya ihale etmiş. Sadece lojistik işini ihale etmiş. Parayı yine Hazine ben sana vereyim demiş. Sen bunu bankalarla v.s. ile dağıt, bu işten % 30 tasarruf sağlıyor. Çünkü her kamu idaresinde bir tahsildar, bir veznedar, bir kontrolör v.s. istihdam etmek yerine bir tane firmaya ihale etmiş ve bitmiş. Dolayısıyla da eğer istiyorsak SSK'yı da bölgelere ayırın TEDAŞ gibi. Ege Bölgesi SSK'yı bir şirkete ihale edin o toplasın primleri, o işletsin, o çalıştırsın bitti. O zaman SSK sorununuz da kalmaz. O zaman özel emeklilik olayı ciddi bir şekilde patlayabilir. Fakat bugün ne yaparsak yapalım 2 - 3 milyar dolarlık bir fon yaratırız.
Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ediyorum.
Yavuz CANEVİ
Türk Ekonomi Bankası Yön. Kur. Bşk.