SERMAYE PİYASASININ GELİŞTİRİLMESİNDE
VERGİ POLİTİKALARININ ROLÜ
PANELİ KONUŞMASI
İstanbul, 29 Nisan 2002
SERMAYE PİYASALARI GELİRLERİNİN BEYANI İLE DENETİMİNDEKİ GÜÇLÜKLER VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ
Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. Öncelikle sayın Derviş'in bazı sözleri ile ilgili bir şeyler söylemek istiyorum. Sosyal adaleti sadece piyasa mekanizması içinde sağlamamız mümkün değil. Öyleyse vergileme politikası ile bu alana müdahale etmemiz gerekir gibi bir düşünceleri olduğunu var saydım. Elbette hantal bir devletten kurtulma hepimizin amacı. Bu yıl çok yoğun bir şekilde tartıştık 4369 sayılı meşhur -nereden buldun, mali milat- kanunu yürürlüğe koyduk. Sonra bunu 2003 yılının başına erteledik. Sayılı günler çabuk geçer, şimdi acaba ne yapacağız diye ciddi düşünmeye başladık. Öncelikle 2002 yılını çok iyi değerlendirip 2003 yılından itibaren kalıcı, adil, bütün kesimleri vergilendiren bir vergi sistemini yürürlüğe koymamız lâzım. Ben l962 yılından beri şöyle veya böyle vergiciliğin içindeyim. Türkiye'nin beceremediği iki konu var. Biri şehircilik, diğeri vergicilik. Şehirlerimizin haline bakın anlarsınız. Vergi sistemimize bakın görürsünüz. Oysa l950 yılında çağdaş bir vergi sistemini almışız, yürürlüğe koymuşuz ama Türkiye'nin şartları demişiz, bunalımlar demişiz, kriz demişiz sistemi durmadan alt üst etmişiz. Bir tespitimi paylaşmak istiyorum. Bu enflasyonist ortamı çözmediğimiz taktirde kalıcı, herkesi tatmin eden bir vergi sistemi bulmakta ne yazık ki mümkün değildir. Çünkü enflasyon bütün kötülüklerin anası olduğu gibi, vergi sistemini de dejenere eden unsurların başında geliyor.
Ekonomik düzen çeşitli unsurlarıyla, çeşitli aktörleriyle ortaya koyulduktan sonra çok farklı bir vergi sistemi oluşturmakta ne yazık ki mümkün değildir. Eğer ekonominin yarısı kaydın dışındaysa, naylon faturalar havada uçuşuyorsa siz o ülkede bir vergi düzeni yaratamazsınız. Her nasılsa yakaladığınız kümeste olan kazlardan bir tüy, bir tüy daha yolmaya devam edersiniz. Bunun yolu ekonominin bütününü vergilendirmek, bütün kesimleri vergilendirmek ve ondan sonra da vergi oranlarını düşürmek gibi, bazı sektörleri teşvik etme gibi… Vergiyi bir araç olarak gündeme getirmek lâzım. Biz ekonominin yarısından vergi alamayınca, öbür yarısına çok ağır bir vergi yükü bindiriyoruz. Fiskal fonksiyonu dışında verginin sosyal fonksiyonunu, ekonominin önünü açma fonksiyonunu, belli sektörlere dur demek, belli sektörlere yürü demek için getirmemiz gereken teşvikleri kullanamaz hale geldik. Önümüzdeki yıl neler yapılacak derseniz. Vergi konusunda Sayın Bakanlarımız konuşuyorlar ama bunlar artık belgeye bağlandı. Avrupa Birliği ile ilgili ulusal programı açacağız, IMF'ye verilen niyet mektubunu açacağız ve Maliye Bakanlığı'nın hazırladığı vergi stratejisini açacağız. Bunlara baktığımız zaman 2003 yılında neler yapılacağını çok net bir şekilde görürüz. Sermaye piyasası gelirlerinin vergilenmesini ilgilendiren taahhüt birisi gelir vergisi tarifesi yeniden düzenlenecektir diyor. Bu 5 puan düşürülmesi anlamına geliyor ama 4369 sayılı Sayın Temizel zamanında çıkan ve ertelenen kanun yürürlüğe girerse zaten bu olacak. Temettü gelirleri üzerindeki vergi yükü Avrupa Birliği ülkelerine yakın hale getirilecektir. Yani % 33 kurumlar üzerinden vergi alırsak, stopaj yaparsak ve kâr payını dağıtırsak vergi yükü % 66'ya ulaşıyor. Hükümetin bunu şimdi % 50'ye kadar çekme taahhüdü var. Bu önemli bir olaydır. Kademeli değil, bunun 2003 yılında çekileceğine dair açık bir taahhüt var. Beyan sınırı ve istisna kazanç tutarları tek tutar olarak yeniden belirlenecektir deniyor.
Bir diğer nokta da özellikle menkul sermaye iratları açısından vadeyi uzatabilir miyiz diye, dövizden Türk Lirasına dönüşü sağlayabilir miyiz diye stopaj oranlarını farklılaştırmıştık. Hiçbir işe yaramadığını sadece kargaşa getirdiğini gördük. Şimdi de onu teke indirmeyi hükümet taahhüt ediyor. 2003 yılında yapılacak çok şey var ama bizim konumuzu ilgilendiren sorunlar, taahhütler aşağı yukarı bunlar. Sermaye Piyasası gelirlerinin vergilendirmesinde hangi yöntemler uygulanıyor. Şu anda en önemli gelir hisse senetlerinden elde ettiğimiz temettüdür ve hepinizin bildiği gibi beyanname vermek suretiyle vergilendiriliyor. Fonlardan A ve B Tipi Fonlardan elde ettiğiniz gelirlerle ilgili 2002 yılının sonuna kadar belli bir muafiyeti uyguluyorduk. 2003 yılından itibaren burada da bir beyan mecburiyeti ile karşı karşıya geleceğiz. Herhalde hiçbirimizin aklında hisse senetleri gelirlerinde beyannameden vazgeçelim gibi bir düşünce olmaması gerekir. Ama yatırım fonları için doğrusu beyannameden yana birisi olarak aynı düşüncede değilim. Çünkü yatırım fonları daha çok küçük yatırımcıların itibar ettiği bir yatırım aracı. Onların olabildiği kadar teşvik edilmesi gerekir. Küçük yatırımcıları beyanname külfetine sokmak çok anlamlı değildir ve çok büyük bir getirisi de olacağını zannetmiyorum. Ama bu kesimde gelirlerin de tamamen vergi dışı kalması söz konusu olamaz. Belki makul oranda bir stopaj üzerinde durabiliriz. Beyanname meselesinde Türkiye'de bir vergi beyannamesi korkusu yaratılmıştır. Hepinizin bildiği gibi l997 ve l998 yılı mevduat faizleri ve repo gelirleri beyanname vermek suretiyle vergilendirilmiştir. Herkes yavaş yavaş alışmaya başlarken, l999 yılından itibaren bunları erteledik. 2003 yılında tekrar beyanname verme sorunu ile karşı karşıya kalacağız. IMF'ye verilen niyet mektubu çerçevesinde ve çeşitli taahhütler arasında deniliyor ki, sermaye piyasası gelirleri eşit düzeyde vergilendirilecek veya sermaye piyasası araçları üzerindeki vergi yükü dengeli hale getirilecek. Bu dengeyi sağlamanın beyanname verme dışında bir yolu bana göre yoktur. Beyannameden korkulmasının çok anlamı yok çünkü çağdaş yöntem budur.
Anayasamıza göre 73. maddesinde vergi vatandaşların mali gücüne göre alınır diye açık bir hüküm var. Mali güce göre vergi alabilmek için çeşitli kaynaklardan elde edilen gelirlerin birleşerek müterakki tarifeyle vergilendirilmesi lâzım. Oysa biz ne yapıyoruz? 1 milyar lira faiz geliri elde edenden % l6 - l7 stopaj kesiyoruz. 100 milyar lira faiz geliri elde edenden de % l6 - l7 stopaj kesiyoruz. Bu çok adaletsiz bir sistem. Ama beyanname verme sistemini getirsek ve bunu kolaylaştırsak vergi yükünü daha dengeli ve mali güce paralel hale getirebiliriz. Beyanname doldurmak basitleştirilebilir. Bilgisayar çağında, bilgisayarlı beyanname verme olanağı sağlandı. Onda da fazla külfet olmadan bunların altından kalkılabilir. Borsa kazançlarının, borsada hisse senedi alım satımı yoluyla elde edilen kazançların vergilendirmesi Türkiye'de çok tartışıldı ve sonunda beyanname sistemi geçerli. Bu beyan sisteminden vazgeçip bir işlem vergisi alınabilir mi? Alınabilir ama ben biraz önce belirttiğim gibi sistem adil olmaz, vergilendirme vatandaşın mali gücüne göre yapılmaz. Onun için beyan sisteminden bu noktada vazgeçilmesinden yana değilim.
Bir diğer önemli nokta, işlem üzerinden binde 2'lik bir vergi kesseniz bile bu borsaya olan talebi bir ölçüde caydırabilir. Çünkü borsadaki yük, işlemler üzerindeki yük sadece getirmeyi düşündüğümüz binde 2'lik vergi ile sınırlı değil. Başka bazı masraf unsurları, komisyonlar v.s. var. Bugünkü işlem hacmiyle 80 - 90 milyon dolarlık bir vergi geliri sağlayabilirsiniz. Bu da çok düşük, ürküttüğünüz kurbağaya değmez. Onun için beyan sistemi önemli. Ama bizim aldığımız beyan sisteminde önemli eksiklikler var. 2001 yılı kötü bir yıldı, krizin olduğu bir yıldı. Borsada işlem yapanların birçoğu da zarar etti. Ama bu zararı müteakip yıla devretme, eğer 2002 yılında bu işten kazanç sağlarsa münhasıran borsa kazançlarının arasından orada mahsup etme imkanı yok. Bu mahsup imkanı tanınabilir, bu oldukça rahatlık sağlar, beyan sınırı da diyebilirsiniz. Bu 4 yıldır aşağı yukarı aynı, 3.5 milyar lira olarak duruyor. Bunu tatminkar bir düzeye yükseltmek lâzım. 4369 sayılı kanun yürürlüğe girerse bu 6.5 milyar lira olacak, o da yetersiz. 4369 sayılı kanunda önemli değişiklikler yapmadan 2003 yılına girersek orada 1 yıllık süre var. Yani 1 yıl elde tutulan hisse senedinin satışından doğan kazançlar vergiye tabi değil. Oysa şu anda 3 ay olarak uygulanıyor. Bu 3 aylık süre bana göre makul bir süredir. Bunu kalıcı bir hale getirmek gerekir. Borsa kazançlarında da reel kazançları vergilendirecek şekilde düzenlemeler yapılmıştır. Denilebilir ki indirim oranları tatminkar değildir, enflasyonun % 80 olduğu bir dönemde bile % 50'lik bir indirim oranı olur mu? Bunlar yöntemle ilgilidir. Beyanname verilmesini ve borsada elde edilen reel kazanan vergilendirmesini kabul ediyorsak yöntemli ilgili sorunları rahatlıkla çözebiliriz ve bunları çözerek, istisnaları makul bir noktaya taşıyarak, indirim oranlarını inandırıcı hale getirerek borsa kazançlarını beyanname suretiyle yine vergilendirmeye devam etmeliyiz diye düşünüyorum. Konuşmamı burada bitiriyor ve hepinize teşekkür ediyorum.
Mustafa ÖZYÜREK
TÜRMOB BAŞKANI