SERMAYE PİYASASININ GELİŞTİRİLMESİNDE
VERGİ POLİTİKALARININ ROLÜ
PANELİ KONUŞMASI
İstanbul, 29 Nisan 2002
VERGİ DÜZENLEMELERİNİN SERMAYE PİYASASI ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ
SORUNLAR / ÖNERİLER
Ben konuyu 1997 - 1998 global kriz döneminde sektörümüzün hazırladığı ve en üst düzeyde Başbakan'ın başkanlığında yapılan bir toplantıda sunulan rapordan başlayarak yapmak istiyorum. O günden bu yana ne değişti, işler iyi mi onu ele alacağız. 1997 - 1998 yıllarında bildiğiniz gibi Uzakdoğu'da, Rusya'da Latin Amerika ülkelerini sarsan global kriz daha sonra gelişmiş ülke piyasalarını da bir virüs gibi etkileyerek bütün dünya ekonomisine yayıldı. Başlangıçta kriz sermaye piyasalarında başladı. Daha sonra kriz reel ekonomilere sıçradı. Bütün dünya ekonomilerinde 1990'lı yılların başında var olan o büyüme trendini sona erdirdi. Burada temel nokta, şirket kârlarının azalacağı endişesiydi. Bu endişe ile bir gerileme dönemine girdik. Gerilemenin ana gerekçesi bu oldu. Gelişen piyasalarda zaman içerisinde büyük çıkışlar oldu, sermaye ana merkezlerde park etmeye başladı. Tam bu olayların ortasında ülkemizde üniter vergi sistemi adı altında öteden beri tartışılan bir konu klasik gelir unsurları yanında sermaye kazançlarına ilişkin yeni vergi düzenini getiren meşhur nereden buldun, mali milat gibi kavramaları literatüre kazandıran 4369 sayılı yasa yürürlüğe girdi. O dönemde işler iyi değil, göstergeler kötüydü telaşlandık. Hemen sektör olarak bir rapor hazırladık ve bunu takdim ettik. Dedik ki, yurtiçi ve yurtdışı piyasalarda işler çok kötü dolayısıyla sermaye piyasaları bundan çok kötü etkilenecek ve bu vergi yasası da bunu net olarak gösteriyor, çünkü 2 aylık göstergeler inanılmaz rakamlara ulaştı. Bu şeyden sonra 2002 yılı sonuna kadar bazı iyileştirmeler yapıldı. 2002 yılı sonuna geliyoruz ve tartışılan şey yine işler iyi mi, global krizle başlayan şeyler doğru gidiyor mu, Türkiye ve dünya sermaye piyasalarının gelişimi olumlu yolda mı, bu teşvikler tamamen kaldırılmalı mı, 4369 sayılı yasadan önce var olan teşvikleri tamamen kaldıralım mı? Cevap hayır gözüküyor. Çünkü rakamlar ve göstergeler durumun hiçte iç açıcı olmadığını gösteriyor. Sonra 4369 sayılı yasada yapılan iyileştirme 16 Eylül 1998 yılında yapıldı, onun verilerini aldık. IMF ile yapılan anlaşmadaki çıkış trendimiz var, onu aldık ve onun pik noktasına baktık. Sonra da yaşadığımız ağır krizler sonrasında 28 Şubat 2002 tarihine geldik.
Birincil piyasada ne oldu? Global krizin başladığı 1997 yılında fiilen de borsada işlem yapan 258 adet halka açık şirket var. Bu sayı 4 yıl sonra 28 Şubat 2002 tarihinde 309'a ulaşmış. 51 yeni şirket, oldukça düşük bir rakam. Halka arzların büyük bir kısmı da 1999 - 2000 arasındaki büyük çıkış arasında oluyor. Son 1 yıldır İMKB'de halka açılan tek bir sanayi şirketi yok. Sermaye piyasası zaten bu hizmeti yapmak için var, sermayenin tabana yayılması için var. İkinci konu şirketlerin değerleri, şirketlerin kapitalizasyonu dediğimiz olay. Burada da çok büyük sorunlar gözüküyor. 2002 Şubat sonu itibariyle halka açık şirketlerin halka açık toplam piyasa değeri 9 milyar doların altında, 8.6 milyar dolar. Buna 1997 - 2002 yılları arasında Turkcell halka arzını, Tüpraş halka arzını kattığınız zaman olay daha vahim olarak gözüküyor. Meşhur yasanın yürürlük tarihi ile bunda düzeltmenin yapıldığı tarihi karşılaştıralım. 4369 sayılı kanun yürürlüğe girdiğinde İMKB şirketlerinin toplam piyasa değerleri 65 milyar dolardı. Kanun yürürlüğe girdi 2 ay içerisinde 31 milyar dolara düştü. Şirketlerde tam 35 milyar dolarlık bir yoksullaşma. 4 yıl sonra yine 40 milyar doların altında. Sermaye piyasanız ne kadar dendiği zaman işlem hacmiyle bakmayın. Şirketlerin piyasa değerlere nedir? Bunların halka açık kısmı ne kadardır? Onlara bakmak lâzım. Getiri açısından baktığımızda yepyeni bir felaket ile karşı karşıyayız. Yıllardır borsaya yatırım yapan vatandaşlarımız istisnalar dışında zarar etmiş. Bunun içinde tüm varlığını kaybedenler var. Banka hisse senetlerine yatıranlar gibi. Endekse yatırım yapalım, borsada durum ne oldu diye baktığımız zaman, endeksi satın aldığımızda yine meşhur kanun, 4369 sayılı kanun yürürlüğe giriyor ve endeks 1.70 cent, 2 ay içinde 0.78 cente düşüyor. Böylece yatırımcı % 50 oranında zarar ediyor. Sonrası yıllar geçiyor 2002 Şubat ayında 0.79 cent. Bu iyi durum, bundan daha kötü diplerde yaşadık. Borsanın kuruluşundan bu yana pek bir şey değişmemiş, yatırımcılar zararda gözüküyor. Dünyada ne oldu, gerçekten o global krizin etkileri halâ var mı? Global krizden bu yana İMKB % 52 - 53 aralığındaki kaybını devam ettiriyor. Bunların içinde sadece ABD'de sanayi şirketlerinde % 10'luk bir artış var. O da biliyorsunuz global krizin doğal etkisi olarak sermayenin park etmesinden kaynaklandı. Japonya, İngiltere, Almanya kötü durumda. Demek ki bir durgunluk etkisi devam ediyor.
4369 sayılı kanundan önce A Tipi Yatırım Fonu katılma belgesi kazancı gelir vergisi, kurumlar vergisinden muaf, stopaj yok, vergi yükü sıfır. B Tipi Yatırım Fonu katılma belgesi kazancı gelir ve kurumlar vergisinden muaf, gelir vergisi stopajına tabi. A Tipi Yatırım Ortaklığının kâr payı gelir ve kurumlar vergisinden muaf. Hisse senedi alım kazancı gelir vergisinden muaf, kurumlar vergisine tabi. Borsa işlemlerinde on binde 1 oranında işlem vergisi alınıyor (BSMV). Daha sonra ne oldu diye bakarsak, karşımıza iyi bir tablo çıkmıyor. Gelir ve kurumlar vergisinden muaf olan A Tipi Yatırım Fonu Katılma Belgesi vergiye tabi hale geliyor. Hangi şartla; 1 yıl elde tutarsanız, % 51 hisse senedine dayalı bir fon olursa vergi yok. Bir de bunların içerisinde hisse senedi alım satım kazancına 1 yıllık elde tutma şartı getirildi. Bu iki şartta iyileştirme yapıldı ama sorunlarımız devam ediyor.
Çözüm önerileri nedir diye bakarsak üç aşağı, beş yukarı aynı şeyleri tekrarlamak zorunda kalacağız. Borsada mevcut BSMV'ye ek bir işlem vergisi alınmamalıdır. Çeşitli çevrelerde, medyada, hatta sektörümüz içinde bazı görüşler bir işlem vergisinin alınması buna karşılık hisse senedi alım satım kazancında vergi dışı kalması, beyanname dışı kalması şeklinde görüşler var. Bu görüşlerin yanlış bilgilenmeden kaynaklandığını düşünüyorum. Halâ borsa işlemlerinde asgari on binde bir işlem vergisi var. Aracı kurumların minimum komisyon oranı binde 2. Bundan % 5 BSMV aldığınızda, on binde 1 vergileme var zaten. Bunun dışında biz borsa işlem payı, eğitime katkı payı altında da bazı ödemeler yapıyoruz. Biliyorsunuz mahalli idareler verdikleri hizmetler karşılığında borsa işlemlerinde bir katkı payı arar hale geldiler.
Doğrudan vergilemeyi ifade eden alım - satım kazancıyla, işlem vergisi çok ayrı konular. Bunlar hiçbir zaman birbirinin yerine ikame olmaz. Gelir vergisi veya kurumlar vergisi konusu olan husus orada kalmaya devam eder. Kurumsal yatırımcılar açısından meseleye bakarsak geri alınan tüm teşviklerin iadesi gerekiyor. Çünkü kurumsal yatırımcı dediğimiz olay sermayenin birikim sahibi yoktur, onun sahibi anonimdir. Sermayenin temerküzü ile birlikte başka alanlarda zaten vergiye dönüşmektedir. Dolayısıyla A Tipi Yatırım Fonları ve B Tipi Yatırım Fonlarının gelir ve kurumlar vergisine tabi olmaması gerekir ve hiçbir şarta bağlı olmaksızın bunların vergi dışı kalması gerekir. Alım satım kazancına getirilen vergi açısından konuya baktığımızda, bu verginin en az 10 ile 20 yıl arasında ertelenmesi gerekir diye düşünüyorum. Bir başka konu, Maliye Bakanlığı'nın genelgesinde yer alıyor kredili işlemlerde maliyet unsuru olarak finansman gideri kabul edilmiyor. Halbuki onun zaten bütün maliyeti finansman gideri. Siz uluslararası bir alım satım aracılık biçimi olan kredili işlem mantığına baktığınız zaman, kredili işlemde ana maliyet faizlerdir, finansman giderleridir. Bu bir yorum ile halledilebilecek bir konu. Halka açık şirketler açısından temettülerin vergi dışı kalması gerektiğine inanıyoruz. Bu elde edilen temettü gelir vergisine tabi tutulmuş ama hiçbir şekilde enflasyondan arındırma oranı uygulanmadan vergileniyor. Ayrıca halka açık şirketlerde alınan stopajların da kaldırılması gerekiyor. Çünkü halka açık olan ile olmayan arasında bir teşvik sistemi olarak bunu yerleştirmemiz gerekiyor. Uzun vadeli tasarrufların teşvik edilmesi konusu, bireysel emeklilik çokça söz edildi. Tüm dünyada özel emeklilik fonlarının toplam portföy değerleri 1998 yılında 8.4 trilyon dolar. Gelişmiş ülkelerde özel emeklilik fonlarının GSMH'ya oranı % 50, biz de sıfır. Sabırla beni dinlediğiniz için çok teşekkür ediyorum.
Müslüm DEMİRBİLEK
Bumerang Men. Değ. Yön. Kur. Bşk.