SERMAYE PİYASASININ GELİŞTİRİLMESİNDE
VERGİ POLİTİKALARININ ROLÜ
PANELİ KONUŞMASI
İstanbul, 29 Nisan 2002
Değerli Konuklar,
Para piyasalarının aksine, orta ve uzun vadeli fon arz ve talebinin karşılaştığı mali piyasa türü olarak tanımlanan sermaye piyasalarında, fon arz ve talebi, menkul kıymetlerin halka arz edildiği birincil piyasalar ile borsalar ve tezgah üstü piyasalar olarak sınıflandırabileceğimiz ikincil piyasalar aracılığıyla gerçekleşmektedir. Günümüzde, gelişmiş ülkelerin öncülük yaptığı ve gelişmekte olan ülkelerin de gecikmeli olarak izlediği, küreselleşme denilen, ülkeler arası sınırların kaldırılması anlayışına dayanan yeni bir ekonomik düzenle karşı karşıya bulunmaktayız. Bu yeni düzen içinde mali piyasalar yeniden yapılanmakta ve sermaye piyasaları ön plana çıkmaktadır.
Yeni ekonomik düzende; mali piyasaların bankacılık, sermaye piyasası ve sigortacılık gibi alt sektörleri arasındaki sınırlar önemli ölçüde gevşemekte ve hatta ortadan kalkmakta ve bunun sonucunda da mali piyasaların farklı sektörlerinde faaliyet gösteren kurumlar birbirlerine rakip konumuna gelmekte, artan rekabet ortamında ise hizmet maliyetleri düşmekte ve kalite artmakta, sermaye hareketleri üzerindeki kısıtlamalar kaldırılarak tasarruflar uluslararası düzeyde yatırıma yönlendirilmekte. Kurumsal yatırımcı olarak isimlendirilen emeklilik fonları, yatırım fonları, sigorta şirketleri ve risk sermayesi şirketlerinin mali piyasalardaki payları giderek artmakta ve risklerin ve maliyetlerin azaltılmasına yönelik olarak vadeli sözleşmeler, opsiyon ve swap gibi türev araç ve teknikler giderek yaygınlaşmakta ve önem kazanmaktadır.
Sermaye piyasası alanındaki düzenleyici ve denetleyici kamu otoritesi olarak, Sermaye Piyasası Kurulu (SPK)'nun üzerine düşen görev, yeni ekonomik düzenin gerekleri çerçevesinde, gelişmekte olan piyasalar arasında yer alan ülkemiz sermaye piyasasının gelişimini tamamlayarak, gelişmiş piyasalar seviyesine ulaşmasını sağlamaktır. Buna göre sermaye piyasalarında karşımıza çıkan sorunları iyi teşhis etmeli ve her bir sorun için geliştireceğimiz çözüm önerileriyle sermaye piyasalarının gelişimini teşvik etmeliyiz.
Bu çerçevede, ülkemiz sermaye piyasalarında karşılaştığımız sorunları kısaca şu şekilde özetleyebiliriz. Şirketler kesimi veya sermaye piyasalarımızın arz yönü ile ilgili sorunlar. Halka açık şirket sayısı ve halka açıklık oranları düşüktür. Şirket sahipleri şirket yönetimini kaybetmemek için ya halka açılmamakta ya da düşük oranla halka açılmaktadır. İstanbul Sanayi Odası (İSO)'nın her yıl yayınladığı "Türkiye'nin En Büyük 500 Şirketi" listesinde yer alan firmaların sadece 121'inin, hisse senetleri İMKB'de işlem görmektedir. İMKB'de hisse senetleri işlem gören 308 şirketten 20'sinin şu, ya da bu gerekçeler ile işlem sıraları kapalı bulunmaktadır. Kamunun aşırı borçlanma gereksinimi, enflasyon ve yüksek faiz nedeniyle özel sektör borçlanma senetleri piyasası yok denecek seviyelere düşmüştür. Ülkemizde aktif büyüklüğü ve ciro bakımından KOBİ olarak nitelendirilebilecek firmalara uygun örgütlenmiş sermaye piyasaları şu anda mevcut değildir.
Yatırımcılar kesimi veya sermaye piyasalarımızın talep yönü ile ilgili sorunlar. Ülkemizde 20 yılı aşkın bir süredir süren yüksek enflasyonist ortam, yatırımcıların orta ve uzun vadeli yatırım yapmalarını engellemektedir. Gelir dağılımına bakıldığında sermaye piyasalarına kanalize edilebilecek yeterli bireysel tasarruflar henüz istenilen seviyelerde bulunmamaktadır. Kurumsal yatırımcılar ülkemizde yeterince çeşitlenmemiş, önemleri tam olarak anlaşılamamıştır. Bu kapsamda, özel emeklilik fonları düzenlenmiş olmasına karşın, henüz hayata geçirilememiş. Ayrıca, sigorta sektörünün prim istihsali ve sermaye piyasalarına fon aktarımı yeterli büyüklüğe ulaşamamıştır. Yaşadığımız ekonomik krizin uzantısı olarak, sermaye piyasasında bir diğer sorun da yatırımcı mağduriyeti konusudur. Gerek Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF)'ye devrolunan halka açık bankalar ile bunların bağlı ortaklık ve/veya iştiraklerinin işlem sıralarının kapatılması, gerekse diğer nedenlerle işlem sıraları kapalı olan şirketler nedeniyle mağdur durumda bulunan yatırımcı sayısı yaklaşık 280 bin civarındadır. Bu sayı, 1.237.000 olan toplam hisse senedi yatırımcısının % 23'üne tekabül etmektedir.
Yukarıda sayılan arz ve talep yönlü sorunlara ek olarak ülkemizde sermaye piyasalarının istenilen ölçüde gelişememesi genel ekonomik ve geleneksel mülkiyet anlayışı dışında vergi politikalarıyla da yakından ilgilidir. Mevcut vergi düzenlemelerimiz, firmaların halka açılmalarına ve bu şekilde kurumsallaşmalarını özendirici yeterli düzeyde teşvik hükümleri içermemekte, bireylere dönük kâr payı ve sermaye kazançları istisnaları ise yetersiz kalmaktadır. Ayrıca vergi düzenlemelerinde sıkça görülen değişiklikler de yatırımcıların sermaye piyasalarına yönelmelerini engellemektedir. Sermaye piyasalarımızın günümüzdeki büyüklüğü ve mali piyasalar içindeki payı dikkate alındığında, başlangıç noktasından bugüne önemli ölçüde mesafe alınmasına karşın, hedefimiz gelişmiş piyasalar kategorisine yükselmek olduğuna göre, sermaye piyasalarımızın halen gerek arz gerekse talep açısından vergi yönüyle teşvik edilmesi gerekmektedir.
Biz SPK olarak mevcut düzenlemelerimizi ve işlem süreçlerini günün ihtiyaçlarına uygun ve olabildiğince sade ve anlaşılır hale getirmek, denetim fonksiyonu yoluyla piyasalarda güven ortamını tesis etmek, şeffaflığa dönük uygulamaları yaygınlaştırarak, kamuyu aydınlatma yoluyla bilgisel etkinliği sağlamak, gibi yöntemlerle yukarıda özetlediğimiz sorunlara çözüm getirmeye çalışıyoruz. Ayrıca, sermaye piyasalarımızın gelişimini engelleyen makro ekonomik sorunların çözümü yönünde atılan önemli yapısal değişiklik adımlarının önümüzdeki dönemlerde meyvelerini vereceğini ümit ediyoruz. Ekonomideki bu olumlu sürecin hızlanması için sermaye piyasası araç ve kurumlarına yönelik vergi düzenlemeleri büyük önem arz etmektedir.
SPK olarak, sermaye piyasalarına ilişkin vergi düzenlemelerinde şu ilkelerin dikkate alınması gerektiğine inanıyoruz. Vergi düzenlemeleri; yurt içinde sermaye birikimini özendirici olmalıdır, birikimlerin yurt içinde yatırıma yönlendirilmesini teşvik etmeli, bir başka ifade ile sermayenin yurt dışına çıkmasını gerektiren veya özendiren hükümler içermemelidir, kısa vadeli spekülatif işlemleri değil uzun vadeli gerçek yatırımları teşvik etmelidir, tasarrufların altın, döviz, gayrimenkul gibi verimsiz alanlarda değil, hazine bonosu, kamu ve özel sektör tahvili ile hisse senedi gibi para ve sermaye piyasası araçlarında yatırıma yönlendirilmesini özendirmelidir, fiktif kazançları (enflasyon kazancı) değil enflasyondan arındırılmış reel kazançları caydırıcı olmayacak şekilde vergilendirmelidir, küçük birikimlerin para ve sermaye piyasası araçlarına yönelmesine engel olmamalıdır ve son olarak da vergilendirme basit, adil ve eşit olmalıdır.
Bu bağlamda sermaye piyasalarının gelişimini teşvik amaçlı bazı vergi önerilerimizi şu şekilde sıralamak mümkündür: Kurumlar Vergisi Oranı; mevcut vergi düzenlemeleri halka açılmayı teşvik eden hükümler içermemektedir. Şirketleri halka açılmaya özendirmek için % 30 olan kurumlar vergisi oranının, hisse senetleri borsada işlem gören şirketler için % 10 olarak belirlenmesi halka açılmayı ve şirketlerin kurumsallaşmasını önemli ölçüde özendirecektir.
Bireysel Emeklilik Sistemine ilişkin öneriler; emeklilik yatırım fonlarına ödenen katkıların vergi matrahından düşülebilecek kısmı, asgari ücretin bir yıllık tutarı ve katılımcının bir yıllık ücret gelirinin % 10'u ile sınırlandırılmış olup, bu tutar ve oranlar sisteme orta ve yüksek gelir grubundaki tasarruf sahiplerinin katılımını engelleyecektir. Gelir Vergisi Kanunu'ndaki indirimin, yıllık olarak asgari ücretin yıllık tutarını aşamayacağına ilişkin hükmün kaldırılması ve % 10 olarak belirlenmiş bulunan indirim oranının Bakanlar Kurulu tarafından % 20 olarak belirlenmesi sisteme katılımı önemli ölçüde teşvik edecektir.
Yatırım Fonları için beyan muafiyeti; Gelir Vergisi Kanunu'nda, yatırım fonu katılma belgelerinden elde edilen kazançlar için 31.12.2002 tarihine kadar beyan muafiyeti getirilmiştir. Beyan muafiyetinin belirtilen tarihte sona ermesi, yatırım fonları sektörünün gelişimini olumsuz yönde etkileyecek niteliktedir. Beyan muafiyeti süresinin 31.12.2010 tarihine uzatılması yararlı olacaktır.
"Gelir Amaçlı Kamu Borçlanma Araçları Fonu"na Vergi Teşviği; Mevzuatımızda uzun vadeli kamu borçlanma araçlarını portföyüne alan yatırım fonlarını teşvik eden bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu amaçla portföyünün en az % 80'i, vadesi ortalama bir yıl olan kamu borçlanma araçlarından oluşturulacak yeni bir fon türü olarak "Gelir Amaçlı Kamu Borçlanma Araçları Fonu"nun ihdasına yönelik olarak yürürlüğe konulacak Kurulumuz Tebliği'nin teşviki amacıyla, anılan fon türünün A Tipi Fonlar gibi vergiden muaf tutulmasını önermekteyiz.
Gayrimenkul Yatırım Ortaklıklarında KDV indirimi; gayrimenkul yatırım ortaklıkları, gayrimenkul alımlarında yüksek vergi yüküyle karşılaşılmaktadır. Gayrimenkul yatırımlarının kurumsallaşmasının teşvik amacıyla % 18 olan KDV oranının, konut yapı kooperatiflerinde olduğu gibi % 1 olarak uygulanması ve tüm işlemlerini piyasa değerleri üzerinden yapan GYO'ların ödedikleri tapu harcı (taraflardan her biri için % 1.5) ve damga vergisinin (binde 7.5) Harçlar Kanunu ve Damga Vergisi Kanunu'nda yapılacak değişiklikle binde 1'e düşürülmesini önermekteyiz.
Hisse senedi alım satım kazançlarına ilişkin öneriler; yüksek enflasyon nedeniyle vadelerin kısaldığı ülkemizde hisse senetlerine yeterli talep bulunmamaktadır. Mevcut uygulamada, 1999 - 2002 dönemi için 3 aydan fazla satılmayıp elde tutulan hisse senetleri alım satım kazançları beyana tabi tutulmamıştır. 1.1.2003 tarihinden itibaren en az elde tutma süresi 1 yıla çıkacaktır. Halen uygulanmakta olan 3 ay elde tutma süresine bağlı vergilendirme rejiminin 2010 yılı sonuna kadar sürdürülmesi veya beyan usulü tamamen kaldırılarak sadece stopajla yetinilmelidir.
Hisse senedi kâr payına (Temettü) ilişkin öneriler; hisse senetlerinden elde edilen kâr paylarının vergilendirilmesinde halen 2001 yılı için belirlenen 4.9 milyar liranın üzerinde kâr payı elde edilmesi halinde beyanname verileceği ve gelir vergisi ödeneceğine ilişkin düzenlemelerin, günün koşullarına göre gözden geçirilmesi ve istisna tutarının yükseltilerek enflasyondan arındırılmış tutarın vergilendirilmesi benimsenmelidir.
Özel sektör borçlanma araçlarına ilişkin öneriler; özel sektör borçlanma araçlarının gelişim gösterememe nedenlerinden biri de, vergisel açıdan kamu borçlanma araçları ile arasındaki rekabet dezavantajıdır. Mali araçlar arası rekabet eşitsizliğini gidermek üzere; özel sektör borçlanma araçları için % 12 olan stopaj oranının da kamu borçlanma araçları gibi % 0'a indirilmesi özel sektörün sermaye piyasasından borçlanmasını kolaylaştıracak ve maliyetlerini düşürecektir. Bugün için gelişmiş piyasalara bakıldığında gelişmenin başlangıcında sermaye piyasaları ile ilgili önemli vergisel teşviklerin sağlandığını görmek mümkündür.
Ülkemizde de kalkınmanın sürükleyicisi olan sermaye piyasalarımızın gelişmesi için bu tür vergi teşviklerinin sağlanması zorunludur. Ülkemiz ekonomisi ve sermaye piyasaları açısından oldukça önemli olan bu konferansı, ülkemiz sermaye piyasalarının gelişmiş sermaye piyasaları arasındaki yerini alması amacımıza yönelik olarak, mevcut sorunlarımızın tespiti ve çözüm önerilerinin tartışılması için bir fırsat olarak değerlendiriyor, emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.
Dr. Doğan CANSIZLAR
Sermaye Piyasası Kurulu Başkanı