REEL SEKTÖRÜN FİNANSMANINDA
SERMAYE PİYASASININ ROLÜ
KONFERANSI
KONUŞMASI
İstanbul, 12 Aralık 2002
Teşekkür ederim sayın başkan bana ayrılan süreye sadık kalmaya çalışacağım. Sayın başkan sunuşlarında altın üçgenden bahsettiler. Aslında olay kare çünkü dördüncü bir oyuncu var ortamda; Vergi.
Dördüde kare, işin kötü tarafıda şu üçgen ve kareyi üçgen ve kare olarak algılamıyor, piramit olarak algılıyor. Ve piramidin hazine odasını ele geçirmeye çalışıyor. Sıkıntıların bir kısmı da buradan kaynaklanıyor galiba. Şimdi 165'inci madde var Anayasamızda.
Anayasamızın maddesine bakıldığında sermaye piyasalarının sağlıklı işlemesi ve gelişimiyle sağlanması yetkisi ve görevi devlete verilmiş. Devletin elinde bu yetki ve görevi kullanabileceği çok önemli bir silah var o da elbette mali politikanın en önemli aracı olan vergi politikası. Vergi politikaları devlet sermaye piyasalarına nasıl bir istekte bulunmuş diye bakıldığında Anayasa itibariyle şunları söylemek mümkün: öncelikle devlet sermaye piyasalarının bu tahakkukla gelişmesi işleyişi adına bir takım maliyetlere katlanmış, doğrudan teşvikler getirmiş. Nedir, bu teşvikler başında tabi biliyorsunuz halka açık şirketlere sağlanmış olan dağıtılan kar payları üzerindeki stopajın yüzde 16,5'dan yüzde 5,5'a düşürülmesine yol açan bir kolaylık. Bunun net etkisi her ne kadar 16,5'la 5,5 arasında farklılıklar görmüyorsa da gerçekte bu kadar olmuyor önce şirketin kar dağıtması gerekiyor. Ondan sonra kurumlar vergisinden sonra kalan rakam üzerinden düşüldüğünde azami en iyi şartlarda yüzde 8,5, 9'larda kalıyor.
Daha aşağı oranları da görme imkanımızda var. İkinci bir teşvik unsuru metro yatırım fonları diye tabir edilen kurumları A tipi, B tipi olmalarına göre kurumlar vergisini yatırım fonlarından almamaya karar vermiş. Üçüncü olarak belirtilebilecek doğrudan bir teşvik unsura da menkul kıymet yatırım fonlarından kar payı arzu edenler için sağlanmış vergi istisnası.
Gerçek vergi istisnası bu da devamlı müessese olarak görmeyi içi el vermemiş. Hemen önümüzdeki günlerde yani 31/12/2002 tarihi itibariyle bu istisnada ortadan kalkacak, 1/1/2003'den itibaren yatırım fonlarından elde edilen kar payları da gerçek kişiler tarafından vergiye tabi hale gelecek. Bunlar doğrudan teşvikler dolaylı teşvikler başlığı altında söyleyeceğimiz bazı şeyler var. bunlar, sadece halka açık şirketler, sermaye piyasasının geliştirilmesi adına getirilmiş şeyler değil ama yine bu piyasaların geliştirilmesi açısından da yine bu piyasaların geliştirilmesine bir takım katkıları yararları var.
Prim istisnası bundan önce üzerinde durulması gereken kurumların sermaye artırımlarında, halka arzlarında, hisse senedi ihraç etmeleri halinde başa baş fiyatın üzerinde elde edilen primin emisyon primi olarak kabul ediliyor. Emisyon primi üzerinden hiçbir şekilde vergi alınmaması 2002 sonuna kadar sağlanmış durumda. Bir diğer düzenleme kurumlar vergisi kanalının 328. maddesinde iştiraklerin, sabit kıymetlerin elden çıkarılması halinde sağlanan vergi istisnası var.
Orduda Subay ön görülmüş olmakla beraber önemli sayılan hizmet avantajıdır. Bunun da yine geçerliliği 31/12/2002 tarihinde sona eriyor. Hisse senetleri üzerinden elde edilen karların vergilendirilmesinde gerçek kişilerin için tanınmış olan bir avantaj var, 3 aylık bir dönemin sonunda elden çıkarılan hisse senetlerinin vergilendirilmesi. Yine 2003 sonuna kadar geçerli olmak kaydıyla yapılmıyor. Bunlar teşvikler güzel ama bunlara da getirilmiş bazı caydırıcı cezalar ve engellerde var. bunların başında öncelikle sermaye piyasalarına alternatif piyasa konumunda ki özel sektör, devlet, arasındaki kaynakların paylaşımı konusunda devletin kullandığı unsurlar devlet tahvillerine sağlanmış olan avantajdan bahsetmek gerekiyor.
Devlet tahvilleri biliyorsunuz stopaja dahil değil. Halbuki aynı şartlarda vergilendirilmesi gerekin çünki bunun bir alternatifi olarak düşünülmesi gereken özel sektör tahvillerinde yüzde 13,2 oranında stopaj yapılıyor. Yine belli bir tarihten sonra şimdi devlet tahvilleri için 50 milyar büyüklüğünde olan bir oran 2002 için 79 milyar civarında olması lazım bu tutara kadar elde edilen faiz gelirlerinin belgelendirilmemesi yoluna gidiliyor. Bu da dolayısıyla özel sektörün fon yaratma kapasitesini kabiliyetini aşağı çekiyor.
Banka sigorta muamele vergisi özellikle aracı kurumlar için önemli bir mali unsur olarak karşımıza çıkıyor. O keza damga vergileri, tahvil ihracatından bahsedildiğinde tahviller binde 6 oranında damga vergi oranına tabii bulundurulduğundan bir de yüzde 13,2 oranında stopaj göz önünde bulundurulduğunda tahvil, finansman bonosu benzeri borçlanma araçlarının hiçbir şekilde kullanılabilir kaynak temini olmayacağı kendiliğinden ortaya çıkıyor. Bunlarda getirilen cezalar, caydırıcı önlemler.
Manzarayı bir bütün olarak değerlendirdiğinizde hele özellikle dünyada diğer ülkelerde sermaye piyasalarının vergilendirilmesi alanında yapılanlara bakıldığında Türkiye'de devletin anayasamızın 167. maddesi ile verilen görevi yerine getirmekte çok yeterli çok doğru şeyler yapılmadığını söylememiz gerekiyor.
Devletler bu konularda sermayenin daha çoğunu daha iyi imkanlar sağlamak suretiyle kendilerine çekmek için bayağı iyi çaba sarf ediyorlar, birbirleriyle rekabet içine giriyorlar, hatta bazı örtülü teşvikler de sağladıklarını duyuyoruz, görüyoruz, gözlemliyoruz. Örnek vermek gerekirse mesela Amerika'da. Amerika'da hocamda biraz önce bahsettiler, yıllık geliri 20bin dolara kadar olan hane halklarında yüzde otuzunda hisse senedi mülkiyeti var. 20-50 bin dolar arasında olan hane halklarına bakıldığında onlarında ellerinde yüzde 50'lerin de üzerinde yine Amerikan şirketlerine ait hisse senetleri var.
Amerika'da vergi oranları hisse senetlerinin elde tutulması suretine bağlı olarak gerçek kişilerde yüzde 18'e kadar indirilmiş, kurumlarda da yüzde 24'e indirilmiş bu oranlar dahi aslında dünyanın 24 gelişmiş ülkesinde menkul sermaye kaynakları veya değer kazançları üzerinden alınmış vergilerin üzerinden alınan ortalama oranlarından yüksek oranlar, dünyaya bakıldığında 24 ülke olan karşı karşıya kaldığımız vergi yükü gerçek kişiler için yüzde 14,8 kurumlar için yüzde 17,5 ortalama gelişmiş ülkede bunlar. Birkaç tane örnek vermek gerekirse mesela Almanya'da hisse senetlerini elden çıkarmaktan doğan kazanç kurumlar vergisi açısından yüzde 45 genel vergi oranı yerine yüzde 0 vergi oranı uygulanıyor. Kanada'da kurumlar üzerindeki vergi yükü gene değer kazançları yüzde 21'den yüzde 14' indirilmiş. Durumda. Örnekleri çoğaltmak mümkün zamanı tasarruflu kullanmak adına diğer örneklerden vazgeçiyorum. Ne yapılması gerekir, Türkiye açısından ona baktığımızda yapılması gereken aslında belli. aslında dünyada sermaye piyasalarının geliştirilmesiyle ilgili ileri ülkelerde neler yapılmışsa aynı müesseselerin Türkiye içi ufak tefek değişmelerin yapılması gerekiyor. İşte bu noktada yapılması gerekenleri üç ana başlık altında toplamak gerekiyor.
İlk önce fon sağlayanlar için yapılması gerekenlere bakmak lazım. burada fon sağlayanlara fonun devlet tahviline yatırılması ile özel sektör tahviline yatırılması arasında farklılık yaratan unsurun bertaraf edilmesi lazım. Orada vergilendirmede eşitliğin sağlanması lazım. aynı piyasada hesap eden birbirine rakip olan unsurlar arasında birinin kanun yapma yetkisine sahip olması kendine avantaj sağlaması kolay kolay ideal olmamalıdır diye düşünüyorum.
Aynı şekilde kurumsal yatırımcıların zenginleştirilmesi geliştirilmesi lazım. bireysel emeklilik kanunu yürürlüğe girdi. Henüz sistem işlemiyor ama bireysel emekliliği vergi yoluyla sağlamış teşviklerdeki yetersizlikler hepimizin dilinde. Yani asgari ücretin 1 yıl sonuyla sınırlandırılmış bireysel emeklilik sisteminden o özenildiği, değindiği gibi 35 milyar dolar gelir elde edilmesi bir kaynak 35 milyar dolar hasılat elde edilmesi çok kısa bir dönemde eklenebilecek bir şey değil. Komisyon primi istisnası, menkul ve yatırım fonlarından elde edilen kar paylarının 2002 sonuna kadar olan istinaların behamal uzatılması gerekiyor. tabi aslında gönül daha başka şeyler söyleme istiyor bu tür istinaların uygulanmasına gerek kalmayacak. Çok da önemli bu hisselerin yani enflasyondan arındırılmış kazançların vergiye tabi tutulmasını gönül istiyor. Aynı şekilde kayıt dışı kalmış unsurların kayıt altında vergi altına alınmasını sağlayacak önlemlerin bir an önce hayata alınmasını gerek gösteriyor. Gene fon sağlayanlara sağlayacak bir başka vergi tedbiri de şu anda 163'lerde, 164'lerde bulunan kurumlardan elde edilen kar payları üzerindeki vergi yükünün yüzde 50'ler seviyesi en kötü ihtimalle diyelim yüzde 50'ler seviyesine çekilmesi zorunluluğu karşımızda duruyor. Aksi halde hisselerine yatırım yapmak yatırımcılar bakımından vergi sonrası getir göz önünde bulundurulduğunda hiç de cazip olmayan bir şey. Aracılar bakımından bence üzerinde durulması gereken iki önemli unsur, banka sigorta muamele vergisi ve ikinci unsurda damga vergisi gibi artık çağdaş olmayan vergilerin bir an önce ortadan kaldırılması gerekiyor.
Bu kurumların yapmış oldukları mal alım sebepleriyle üstlendikleri katma değer vergilerin kendi üzerlerine ilave maliyet bir unsur oluşturması karşı karşıyayız. Fon kullananlar ne yapılması gerekiyor diye baktığımızda öncelikle kurumlar vergisi yükünün aşağı çekilmesi ihtiyacı var. biraz önce bahsettiğimiz vergi yükünün gerçek kişi bakımından yani kar payı elde eden gerçek kişi bakımından yüzde 50 oranı olması gerektiğini ileri sürdüğümüzde, kurumlar vergisi yükünüde en azından halka açık şirketler için bir düzeltme yapılması, bir indirim mekanizmasının getirilmesi, halka açık olanlara vergi indirimi yapılması düşünülebilir. Stopaj oranları üzerinde de oynamak gerekir. Eğer şuandaki hissem devam edecekse yüzde 5,5 oranındaki verginin yüzde 0'a düşürülmesi ve bunun hiçbir şekilde kamu gelirlerinde azaltma yaratmayacağı iddiasının arkasında duruyorum. Çok açıklıkla bunu söyleyebilirim.
Nihai olarak şunu söylemek gerekiyor. Türkiye'de hep vergi gelirlerinden vergi harcamalarından bahsedilir. Vergi gelirleri devletin topladığı vergilerdir. Vergi harcamalarında istisnalar, indirimler, muafiyetler yoluyla devletin toplamaktan vazgeçtiği kaynaklardan bahsedilir. Artık bizim vergi terminolojisine de vergi yatırımı kavramının gelmesi lazım. çünkü yapılan çalışmalar, çeşitli konuşmacılar tarafından dile getirildiği gibi sermaye piyasamızın geliştirilmesi anlamında alınacak tedbirlere, sağlanacak indirimlere verilecek istisnalar ortaya çıkmış durumdadır. Türkiye'nin de benzer durumla karşılaştırılması zannediyorum mukadderdir. Vaktimi aşmamaya çalıştım. Hepinize şükranlarımı sunarım. Teşekkürler.
Şaban ERDİKLER
Ernst & Young A.Ş. Yön. Kur. Başkanı