REEL SEKTÖRÜN FİNANSMANINDA
SERMAYE PİYASASININ ROLÜ
KONFERANSI
KONUŞMASI
İstanbul, 12 Aralık 2002
Değerli meslektaşlarım burada hem konuk olarak belki bir nebzede ev sahibi olarak size hitap ettiğimi hissediyorum. Hepinize saygılarımı sunuyorum. Biraz politikacı gibi giriş yaptım ama, bir atasözümüz vardır biliyorsunuz, gerçi benim en sona kalmam onarer sebeplere dayanmakla beraber atasözüm de derki 'sona kalan dona kalır' bana ayrılan süre içinde ben size finanssal teorinin derinlerine dalmadan mümkün mertebe sığ sularda dolaşarak ve karaya oturmamaya çalışarak bir şeyler anlatmaya çalışacağım. Teşekkürler.
Şimdi bizim konumuz atıl kaynakların ekonominin sermaye piyasası yoluyla nasıl kazandırılacağı. Sorusunu içeriyor. kendi kendimize şu birkaç soruyu sormamız lazım öncelikle 'ekonomideki atıl kaynaklar nelerdir?', Hangi sebeplerle atıl durumda kalmışlardır, neden ortaya çıkamamışlardır. İkinci sorumuz, bu atıl kaynakların ortaya çıkarılması için atıl olmaktan çıkarılması için bunlara sermaye piyasasını nasıl alternatif hale getirebiliriz, ve nihayet sermaye piyasaları hangi araçları kullanarak klasik araçlar ya da yeni araçlar olmak üzere hangi araçları kullanarak bu atıl kaynakları kullanıma çıkarabilir.
Şimdi sahikler üzerinde kısaca şöyle duralım isterseniz. Aslında yeni bir konu değil, ben hatırlıyorum daha evvel ki panellerde defalarca ele alınmış ve çözüm aranmış konulardır. Yeni bir şey söylemeyeceğiz tabi burada bilgi sonunda kendime göre yeni bir şeyler söylemeye çalışacağım bu sahikler arasında en önemlisi belki güven ve güvensizlik sahikiyle saklanan külçe altın,döviz, cumhuriyet altını ve bir miktar da takı, altın, mücevherat.
Daha önceki tecrübeler göstermiştir ki ve bende inanıyorum ki halkın elindeki takıları dünyada katiyen onların elinden alamızsınız. 27 Mayıs'tan sonra alyanslarımızı vermiştik. Alyanslarımızdan sonra lojmanlar falan yapıldı, o yüzden o veya buna benzer sebeplerle bu devirde kimsenin Anadolu kadınının boynundaki altını kolunda bileziği kesinlikle alamızsınız. Ne kalıyor geriye yastık altındaki, tabi bunun adı yastık altı ama banka kasaları, şirket kasalarında bulunan külçe altınları yok değil var. Cumhuriyet altınları, reşat altınları vs. Bunları da piyasaya çıkarmamız için çok çalışmamız lazım. Bunların miktarı hakkında kimi 1500 ton diyor, kimi 25 bin diyor, sermaye piyasalarında yapılan halka arzların miktarı gibi çeşitli rivayetler var. Hepsi spekülatif tahminlere dayanıyor. Bunları çıkarmakta çok kolay değil.ama başta güven unsuru olmak üzere iyi enstrümanlar ortaya çıkarılırsa bunların bir kısmını ekonomiye kazandırmak mümkün olabilir. Bir sahikte devletten korkmak bu konuya geçmeden evvel Abdülkadir Bey'in bir önerisi vardı. Şimdi aklıma geldi. İşte düğünlerde altın yerine toplu iğneyle gelinlerin damatların yakasına hisse senedi takalım. Bu fena bir fikir değil. Ben ilk davet edildiğim düğünde inşallah deneyeceğim. Tabi örnek olmakta bize düşer herhalde. Fakat hisse senedi ve tahvillerin menkul kıymetlerin demetalize edilmemesi yoluna yani kağıda basılmaması yoluna gidildiği zaman onların yakasına belki onları temsil eden bir saklama makbuzu sertifikası gibi bir şey olabilir. Denenmesi gereken denemesinde fayda olan bir konudur sanıyorum.
Bu kaynakları, altını, dövizi yastık altındakini çıkarmanın en iyi yolu da milli paraya güven sağlamak. Sanıyorum milli paraya güven yavaş yavaş geliyor. Enflasyonun yüzde 30 altını düşmesi ihtimali kuvvetli yılbaşı itibariyle çok da kalmadı tek rakamlı şeylere sayılara gelmeye onlara da bir iki sene içinde olursa paramıza güven gelir bunlar ortaya çıkmaya başlar. Böylece ekonomi bunları kullanma imkanı bulur.
Bir de işte demin hemen başladığım gibi söz etmeye servetin kaynağının sorulması, kayıt dışı piyasadaki sermayeler, paralar… hangi firmaya giderseniz bir kasa sayımı yapın şöyle aniden kasalarda mutlaka kasa hesabında gösterilen bakiyeden fazla para vardır. Tüccarlar korku içindedir. Maliyeden gelirde kasamı sayar mı yalnız kasa değil, emtiya depolarına bakın emtiya depolarına bakın emtiya hesabının bakiyesinden çok emtiya vardır. Stok vardır. Mamul mal vardır, pamuk vardır. Şimdi bunlarında piyasaya çıkarılması gerekiyor.
Bunları piyasaya çıkarmamız için ne yapmamız lazım ismini telaffuzu bile hoş değil belki ama ben de karşıyım ama bir mali af, stok affı, kasa affı çıkarılması gibi bir şey çıkarılması gündemdedir. Bunun için bizim uzmanlarımız çalışıyorlar. İnşallah yakında zaten biliyorsunuz mali milat kaldırıldı. Mali miladın ertelenmesi ile kaldırılmasıyla ertelenmesi çok hani efendim erteleyelim 2 sene erteleyelim. Erteleme lafını piyasa kabul edeceğini ben sanmıyorum. Kaldırdım diyeceksiniz 2 sene sonra tekrar koymak isterseniz koyarsınız. Problem değil. Ama erteleme derseniz güven veremezsiniz. Para çıkmayacak, yurtdışındaki paralar, yurtdışından dolaşarak gelen hani bıyıklı yabancılar dediğimiz yatırımcıların paraları belki daha kolay bir şekil de gelecektir. Kayıt dışını kayıt içine almak suretiyle, çünkü kayıt dışında olan parayı ve stoku sahibi rahat rahat kullanamıyor korkuyor. Kullanamıyor, yatırmıyor, düşünüyor. Şimdi kayıt dışı olarak kasalarda bulunan kasa fazlalarını bir zamanlar benim tahvil ihracatıyla uğraştığım yıllarda şirketler kapalı devre tahvil ihraç etme suretiyle kayıt içine alırlardı. Yani sermaye piyasası kurulundan izin alıp halka arz etmeyeceğim diye izin alıp şirketin ortaklarına paylaştırmak suretiyle bu kasadaki para sanki ortaklardan gelmiş gibi tahvil hasılatı şeklinde kayıtlara geçilip böylece kayıt içine alınıyordu. Ama şimdi bunu da bir sınırı var, üstelik çok külfeti var. formalitesi var, izinler alınacak, tahviller bastırılacak, ve sonra tahvilin vadesi gelince bunu yenilemek gerekiyor. ve bir süre şişmiş, birikmiş kasayı kayıt içine alabiliyor. Devamlı kasa şişiyor. Üstelik daha evvel ihraç edilen tahvillerin vadesi geldiğinde 2 misli 3 misli 5 misli çığ gibi üst üste büyüyecek bunlar iyi yollar değil. Bir kasa ve stok affı uygulamak suretiyle bunları ekonomiye kazandırmak bence en iyi yol olacaktır. Arazi de olsa bence teorik olarak çok makbul bir yol olmasa da biz buna mecburuz.
Maliyede birikmiş dosyalar var. Mahkemelerde birikmiş yüz binlerce dosya var. Mahkeme ve maliye kontrollerini de böylece biraz ferahlatmış oluruz. Dini inanışlar nedeniyle ekonomiye girmeyen para ve kıymetler var. Bunlar içinde bence bir şeyler yapılması lazım. Bir çok insan faiz almak istemiyor. Faizsiz mevduat sistemleri var özel finans kurumlarında. Özel finans kurumlarına devlet iyi gözle bakmıyor. Yeşil sermayedir diyor, irticadır diyor, bence bu gibi yaklaşımlar yanlıştır. Bakın memleketimizdeki yabancı bankalar bile faizsiz hesaplar açma girişimlerinde bulunuyorlar. Bunu bir gerçek olarak bunun bir likitin gerçeği olarak buna ters bir bakışla bakmamak gerektiğine inanıyorum.
Yurtdışında çalışan işçilerimizin yabancı ülke bankalarında paraları var. Bu paralar belki bankada durduğu için belki mevduat olduğu için ya da hisse senedi, tahvile yatırılmış olduğu için bunları onlar açısından atıl para sayamasak bile bizim açımızdan atıl paradır. Buraya gelmesi mümkünken gelmeyen para bizim için atıl paradır. O paraları da buraya getirmek için yeni bir takım enstrümanlar bulmak lazım. Maalesef halka açık işçi şirketleri kuruldu bu memlekette ve bunlar ortaklarını büyük hayal kırıklıklarına uğrattılar.
Bir türlü legal bir işçi çalışma düzenine girememiş işçi şirketlerimiz var. Bunların üzerinde sermaye piyasası kurulu çalışıyor. Ve bunları tamamıyla umumen kabul edilmiş muhasebe standartlarına uygun çalışır hale getirmek gerekir ki bundan sonra da yeni büyük hayal kırıklıkları olmasın meseleye uzun vadeli bakarsak belki ilerde bu şekilde parasını kaptırmış bu şekilde zarara uğramış insanlar bunları unuturlarda yeni gelen nesiller memleketimizde yeni kurulacak şirketlere ama düzgün bir şekilde paralarını getirirler paralarını yatırırlar uzun vadeli tedbir olarak bunun da önemli olduğuna inanıyorum.
Ben şu husus üzerinde biraz fazla durmak istiyorum. Türkiye bir turizm ülkesi haline geldi. Bir turizm ülkesine tur operatörlerinin girişimleriyle gelen turistler fazla para bırakmıyorlar biliyorsunuz. Daha ziyade tur operatörleri parayı kazanıyor. Oteller, bize uygulanan oda ücretlerinin belki daha yarısıyla onlara hizmet veriyor. Daha ziyade parayı yabancılar kazanıyor. Oysa memleketimize yerleşmiş ya da memleketimizde yazlık ev sahibi olmuş yabancılar var. Antalya civarında benim tahminimce 10 bin Alman vatandaşı var. Orada ev sahibi olmuş villa sahibi olmuş her sene Antalya'ya geliyor. İspanyollar bu işi çok iyi becermişlerdir. İspanya'nın Costa Bravo sahillerinde ya da Costa Delzoll sahillerinde tahminen 10 bin villa yapılıp Kuzey Avrupalılara satılmıştır. İsveçliler, Norveçliler kıştan kurtulur kurtulmaz ya da kışın biraz nefes almak için İspanya'ya geliyorlar. Kendi evlerinde oturmak için, kendi evlerinde oturmak demek bir yabancı ülkenin oraya abone olması demektir. Her sene oraya gelmesi demek ve tur operatörleriyle günlük, haftalık turlarla gelen gibi değil. Belki aylarca kalan temelli kalan insanlar çarşıda pazarda bırakın evinin boyasına badanasına bile para vermek zorundadır.
Turizmin en iyi yolu da budur. Onlara gayri menkul satabilmek lazım. Gayrimenkul satışı konusunda bazı problemler var. Özellikle bugün 11 Eylül olaylarından sonra Avrupa'ya Amerika'ya turist olarak dahi gitmek istemeyen oralarda dışlandığını hisseden kötü gözlen bakıldığını hisseden Orta Doğu ve Arap turistler artık Türkiye'ye gelmek istiyor. Biliyorsunuz ;bir Sarıyer vakası, Yalova, Gökçe Dere vakaları oralarda Arap vatandaşları Orta Doğulu Arap olması da şart değil, bunlar gelip ev almak istiyorlardı bunların gayri menkul edinmesine imkan tanıyan bir yönetmeliği, düzenlemeyi diyelim danıştay iptal etti. İptal sebebi de o ülkelerin hükümetleri bizim vatandaşlarımıza orada gayrimenkul edinme hakkını tanımıyorlar, bizde onlara tanımayız. E güzel de şimdi Alman turistler buraya gelirken vize alıyorlar mı? Avrupa Birliği üyesi hiçbir ülke vize almadan Türkiye'ye gelebiliyor. Ama biz bir Almanya'ya gitmek istediğimizde zaman bize yapmadıkları işkenceyi bırakmıyor. Üstelik grupla gelen, turla gelen Alman, Fransız, İngiliz vatandaşları pasaport dahi getirmiyorlar. Bundan haberiniz var mı bilmiyorum. Kimlik cüzdanlarını ceplerine koyuyorlar geliyorlar. Hani mütekabiliyet nerede, nerde kaldı. Yani böyle bir takım tabularla hareket etmek yerine Türkiye'ye para getirecek, ister Arap sermayesi ister Alman sermayesi, ister Amerikan sermayesi ne olursa olsun iş yapmaya, bırakın iş yapmayı eğer iş adamı değilse villa alıp oturmaya gelen herkesin başımızın üzerinde yeri olması lazım. şimdi burada tapu sorunları var. Yatırılan gayri menkulün icabında paraya çevrilmesi buradan başka ülkeye gitmek istiyor olabilirler bu gibi sorunlar var. Bu sorunları ben gayri menkul yatırım ortaklıklarının kökünden çözeceğine inanıyorum. Gayri menkul yatırım ortaklıkları kurulacak inşallah bunlar Göksu Derede mi olur, Kurtköy'de mi olur ham araziler alacaklar buralarda yazlık kışlık siteler yapacaklar bunun içine ticaret iş merkezleri, alışveriş merkezleri, sinemalar, tiyatrolar, okullar, hastaneler açacaklar bunlar hem yerli halka hem de yabancılara Antalya'da belki Ege'nin Akdeniz'in güzel yerlerinde bu gibi güzel yerler yapılacak ve Avrupalılara, Araplara, Amerikalılara, İsveçlilere gayri menkul yatırım ortaklıklarının sertifikaları şeklinde bunlar satılacak. Bir defa satarken harç vermeyeceksiniz, tapu harcı vermeyeceksiniz, tapu işlemi diye bir şey yok. Hamiline yaparsanız aldım verdim bitti gitti. Bir tek kaybetme tehlikesi var. Normal yazılıda olabilir. Veraset vergisi yok, sahibi öldüğü zaman hisse sentlerini kim alırsa hatta paylaşmak mümkün bir villanın bir dairenin kaç hisse senedi varsa onları ölenin varislerinin aralarında paylaşması son derece kolay veraset vergisi de yok yani bu gibi avantajlarından yararlanmak suretiyle gayri menkul yatırım ortaklıklarını atıl kaynakları ekonomiye kazandırmakta en önemli ve en verimli haraç olarak kullanabileceğimize ben inanıyorum hepinize teşekkürlerimi ediyorum saygılarımı sunuyorum.
Muharrem KARSLI
İstanbul Milletvekili