Borsaların Ekonomideki Yeri ve Globalleşme

Sürecinde Yeniden Yapılandırılmaları

“Türkiye için Model Arayışı”

Paneli

KONUŞMASI

İstanbul, 10 Nisan 2003

 

“KOBİ’ ler ve Sorunları”

Sayın Başbakan Yardımcım, değerli konuklar. Öyle bir hava doğdu ki, sanki KOBİ borsalarını biz yaratmışız. Yanlış bir iş tutmuşuz gibi bir imaj da edindim, acaba doğru mu? İlk önce Sayın Kurdoğlu’nun söylediklerinden başlayayım. Gaziantep’te KOBİ borsaları neden istiyorsunuz dendiğinde kendisine verilen cevaplardan belki birisi budur. Paramız dışarı gitmesin diye verilen cevap belki bir tanesi olabilir.Biz gerçekten KOBİ borsaları ile ilgili ne düşünüyoruz. Bir iddia içerisinde değiliz. Aynı zamanda Sayın Birsen’e gerçekten çok teşekkür ediyorum. Bu konuyu bizimle Gaziantep’te çok uzun süre tartıştı, bilmediğimiz birçok şeyi öğretti. Ben bir Ticaret Odası Başkanı olarak böyle bir toplantıya katıldığım zaman hep düşünürüm, toplantıya katılanların isimlerini okurum. Katılanlar uzmanlar ve hocalar. Ne söyleyeceğim diye korkarım. Sonra da düşündüm, belki bilmediklerim öğrenirim. Yanlışımız olursa öbür konuşmacılar düzeltir diye mutlu olurum. Onun için bir eksiğim ve yanlışım olursa bağışlayın. KOBİ borsalarına neden önem verdik, onu anlatayım. Kesinlikle biz paramızın dışarı gitmemesi yönünde değiliz. Bu ülkenin her karış toprağı, işletmesi bizim. Sayın Birsen bir rakam verdi ben hayretler içerisinde kaldım. 288 işletmenin 188’i KOBİ dedi, aslında bizim borsamız KOBİ borsası dedi. Sayın Toprak ta işletmelerimizin % 99’unun KOBİ tanımında olduğunu söyledi. Türkiye’de zannedersem 150 binin üzerinde işletme var. Bunun 188 tanesi KOBİ borsasında. Öbürleri neden giremiyor, bu işin önünü neden açmıyoruz diye bir soruyu sormakta bizim hakkımız. Biz KOBİ tanımından da rahatsızız. Aslında küçük ve orta boy işletmeleri ayrı ayrı tanımlamak lazım. Birbirine girmiş durumda, tabiri aslında biz de bilmiyoruz. Buradan da çok büyük aksaklıklar doğuyor diye düşünüyorum. Bir rakam var, Sayın Toprak ta söyledi. Türkiye’de kullanılan kredinin % 5’ini KOBİ’ler kullanıyor. KOBİ’ler üretim ve istihdamın % 60’ını karşılıyor. İşletmelerimizin % 99’u KOBİ. Fakat kredilerin % 5’ini kullanıyor. Bize neden bu kadar az kredi veriyorsunuz. Bir kere bunu sorgulamak lazım. Biz İMKB ile bu işi çözemedik. KOBİ borsalarına yaklaşımımız konusu bir iddia değil, kesinlikle doğruların yanındayız. Biz bir paf takım oluşturabilir miyiz? Bir malzeme hazırlayabilir miyiz? Çünkü biz Gaziantep’te ihracatın % 10’unu gerçekleştiriyoruz. Fakat İMKB’de iki tane firmamız var. Şartları mı çok zor, beğenmediklerini mi almıyorlar? Bizim çok iyi firmalarımız var. Bu firmalarla ilgili bizim üyelerimiz “Bu firmalara ortak olabiliriz, hisse senetlerini alabiliriz.” diye bize soruyorlar. Yastık altındaki parayı çıkaracaksak, finansman konusunda küçük ve orta işletmeler toplam kredinin % 5’ini alıyorsa, ana sıkıntı buysa, aile şirketlerinden kurumsallaşmaya geçme doğrultusunda gerçekten ihtiyaç varsa biz bunun bir yolunu bulabilir miyiz diye KOBİ borsaları ile ilgili bir talep içerisindeyiz. Örneğin birkaç firma ismi söyleyeyim, Türkiye’nin 500 büyük firmasının içerisindedir. Akteks, Gülsan Şölen Çikolata, Merinos gibi firmalar borsada yok. Gaziantep’te yerel bir menkul kıymetler borsası olsa yastık altındaki paralar bu firmaların hisse senetlerine gidebilir. Biz KOBİ borsaları mutlaka olsun veya bir şehrin menkul kıymet borsası olsun diye KOBİ borsalarını istemiyoruz. Ekonomiye gerçekten kaynak yaratılabilir mi? KOBİ’lerimize kurumsallaşmaya yönelik bir adım attırılabilir mi? Böyle bir düzenlemeye gidilebilir mi? Bu anlamda yerel borsaların güven hususu açısından ekonomiye büyük bir faydası olur mu? Yaklaşımımız bu. Bize kurulacak borsalar spekülasyona açık bir borsa olacaksa, birkaç trilyon parası olan küçük hacimli borsalarda istediği gibi spekülatörlük yapabilecekse gereği de yok. Düzgün muhasebe ile kurumsallaşmaya yönelik ciddi tedbirler almakla bu borsalarda kendi bölgesindeki insanların güvenini sağlayacak şekilde ekonomiye kaynak yaratabilecekse biz bu borsalara talibiz. Açıkçası bu, yoksa burada bir şovenistlik, paranız dışarı gitmesin düşüncesi değil. Biz kazandığımız parayı kendi toprağımızda istihdam yaratmak uğruna hep harcamaya çalıştık. Biz faizciye para vermedik. Hala Gaziantep’de kolay kolay faizciye kız vermezler. Bizim 100 liramız varsa, 200 liralık yatırım yaparız. Öyle bir gözü karalığımız var. Bir kriz olduğunda işletme sermayemiz biter. O zaman KOBİ’lere destek verilir mi programlarına gideriz. Bir tek Halk Bankası var. O da der ki % 300 ipotek vereceksin. Para alacaksan önce % 300 ipotek vereceksin. Tefeci bile % 200 alır, o 300 ister. Daha da ötesi var. Uğruna 30 bin şehit verdiğimiz toprakları çok zaman maalesef ipotek için kabul bile etmediler. Halen Güneydoğu’nun büyük bir bölümünde gayrimenkulde toprakları ipotek olarak birçok banka tarafından kabul edilmez. Bu da bizim ülkemizin acı bir gerçeği. KOBİ borsalarıyla ilgili biz, hükümetimiz ve İMKB ile KOBİ’lerin menfaatleri doğrultusunda çalışmaya, Türkiye’nin menfaatleri doğrultusunda çalışmaya hazırız. Önemli olan KOBİ’lere kaynak yaratmak ve onları ekonomide dış piyasalara açabilir, rekabet güçlerini arttırabilir hale getirmek için, her türlü görüşün oluşturulup, her türlü tedbirin alınması noktasında birlikte çalışmaya hazırız. Mutlaka olsun ama benim olsun düşüncesinde değiliz. Şu anda KOBİ’lerin sorunları Türkiye’de şu anda en çok konuşulan konu. 1993 yılında DYP – SHP hükümetinin, hükümet programına iki kelimede KOBİ’ler geçsin, onlar da desteklenecek yazısı yazılsın diye 1 hafta Ankara’da yattığımı bilirim. O günden bu güne KOBİ’lerle ilgili çok mesafe aldık. Bu konuda gayretli olan herkese çok teşekkür ediyorum. Gerçekten KOBİ’lerin ana sorunu finansman sorunudur. Finansman sorununu çözmediğimiz takdirde hiçbir şey olmaz.

KOBİ sorunları ile ilgili olarak dış pazara açılma konusunda sıkıntılarımız var. Bizim KOBİ’lerimizin ne büyük sermaye birikimleri, ne kalifiye eleman konusunda yeterlilikleri ne de dış Pazar konusunda bir araya gelme gibi bir organizasyonları yok. Hammaddemizin çoğunu batıdan alırız, bir nakliye veririz. Geriye batıya satacaksanız bir nakliye daha verirsiniz. Çünkü İran, Irak, Suriye kapalı. Paris’teki bir firma demeli ki, işte bu mal Gaziantep’te veya Diyarbakır’da üretildi. Bu adam çift nakliye veriyor, bunların durumu da pek iyi değil, geri kalmış bir bölgedeler bunların malına daha yüksek fiyat verelim. Böyle bir şey diyen yok. Biz diğer komşularımızla ticaret konusunda hükümete yıllardır uğraşımızı boşa vermeyin bu mayınları temizleyin, burada 15 milyar dolarlık Pazar var, teknolojik üstünlüğümüz var, din kardeşliğimiz var diye söyleyip duruyoruz. Irak’a ambargo uygulanır, elin adamı Ürdün’ün üzerinden 200 milyon dolarlık ticaret yapar. En fazla zarara girmiş olan biziz, size kapalı ambargo var derler. 50. madde var, Ürdün’e var size yok. Bize neden yok? Çünkü biz her şeyi üretiriz. Ürdün’de, Suriye’de üretim yok, aslan gibi de politikalarını uyguluyorlar. En azından yeni yapılanmada bunları görelim de, hiç olmazsa bu defa yaya kalmayalım. Çünkü yaya kaldığımız zaman terör, göç ve işsizlik bütün ülkeyi rahatsız ediyor. Onun için KOBİ borsası kuralım, özel bankaları devreye sokalım. Biz de özel bankalar devlete borç para veren kurum niteliğinden başka bir işe yaramıyor. Dünyanın neresine bakarsanız bakın, gelişmiş çağdaş ülkelerde özel bankalar şu veya bu şekilde yasal düzenlemelerle veya daha başka uygulamalarla KOBİ’leri finanse eder. Biz bunları söylüyoruz, hiç üzerinde duran yok. Acaba yanlış mı söylüyoruz diye düşünüyorum. Artık edebiyattan uygulamaya geçmek gerekir. Şimdi biz odalar olarak devletin sanayi envanteri yok diye, her oda kendi şehrinde bir sanayi envanteri çıkarmaya başladı. Avrupa Birliği’nden gittik fon aldık. İş geliştirme merkezleri kurduk. Bunları yaparken de bürokrasiye takılıyoruz. Devletin artık katılımcı, millete hizmet eden, onu dinleyen, eli taşın altındakilere, sadece lafta değil uygulamada da katılımcılık sağlayan, saygı duyan bir noktaya gelmemiz gerekir diye düşünüyorum.

Beni dinlediğiniz için teşekkür ediyorum.

Mehmet ASLAN
Gaziantep Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı