SERMAYE PİYASASINDA MESLEKİ/ETİK KURALLAR

VE YATIRIMCI HAKLARI

PANELİ KONUŞMASI

İstanbul, 6 Mart 2002

Etik Değerlere Evrensel Yaklaşım

Sayın Bakanım, Sayın Başkanlar, Değerli Konuklar ve Basın Mensupları,

Hepimizin bildiği gibi teknolojinin muazzam gücü bütün dünyaya yayılmakta. Teknolojinin bu gücünü kontrol eden kişilerin isabetli kararları, milyonlara büyük yararlar getirebileceği gibi çok büyük zararlar da verebiliyor ve etik olmayan bir karar ise bütün dünya da hissediliyor, bu nedenle geleceğimizin bile kararabileceğini görüyoruz. Bir asır evvel felaketler yerel olaylarla sınırlı iken şimdi etik açıdan yanlış alınmış bir karar, bir Çernobil felaketi gibi çok büyük kitleleri ilgilendiren evrensel düzeyde felaketlere yol açabiliyor. Geleceğimizi, ailelerimizi, çevremizi, toplumumuzu etkileyecek insanların, etik değerlere uygun hareket etmelerini beklemek hakkımız.

Son yıllarda Türkiye'nin gündeminde de etik kavramı sık sık karşımıza çıkıyor. Etik acaba gerçekten yeni bir olgu mu? Yoksa biz mi yeni tanışıyoruz?

Etik tabii ki yeni bir kavram değil. İnsanoğlu asırlar boyu yaşamın ahlaki boyutunu içeren, yani insan yaşamındaki ilkeler, değerler ve yargıları inceleyen Etik konusunu incelemiş. Ancak Türkiye'de her gün yeni bir örneği ile karşılaştığımız, yolsuzlukla mücadele çalışmaları toplumun büyük bir kesiminde bir "etik bilinci" ve bir "etik ihtiyacı" oluşmasına yol açıyor.

Burada etik ile ahlak arasındaki farkı incelemekte yarar var. Ahlak Latince kökenli (moralitas-moratily) insanların birbirleriyle veya devletle olan ilişkilerinde kendilerinden "yapmaları istenen" davranışlarla toplum düzenini sağlayan bir kurallar ve normlar bütünüdür, yani toplumsal bir olgudur. Her toplumun kendine göre bir ahlak anlayışı vardır, ancak bu ahlak anlayışı ve kuralları; kültür, etnik yapı, töre ve zaman gibi pek çok değişkene bağlı olup toplumdan topluma hatta yöreden yöreye ve zamana göre farklılık gösterebiliyor. (Burada ahlak kavramları ile adab-ı muaşeret kavramlarının aynı şeyler olmadığını belirtmekte yarar var. Yani yemek yerken kötü bir davranış, yapılmayacak bir hareket yapmak bir yerde ahlaksızlık değil ama bir davranış hatası olabilir.)

İşte etik ile ahlak burada farklılaşıyor; etik değişik ahlak anlayışlarının kesiştiği ortak noktadan çıkıyor ve evrensel normlar dikte ediyor. Etik kelimesi ahlakın Latince kökenli olmasına mukabil Yunanca kökenli ve karakter, prensip, insan davranışı anlamına gelen Ethikos'dan gelir. Etik bir başka anlamda da ahlak felsefesi alanını tanımlıyor. Kişisel etikle ahlak bir ölçüde aynı olup bireyin toplumdaki hareketlerinde beklenen, başkalarının haklarına saygı, dürüstlük, güvenirlilik, kanun ve nizamlara saygı, iyilik yapma ve etrafına zarar vermemek gibi kavramları içeriyor.

Profesyonel olarak etiğe baktığımızda ise profesyonel olarak çalışanların, ayrıca ilgili meslek dallarının da kurallarına uymak zorunda olduklarını görüyoruz. Bunlar da tarafsızlık, açıklık, mahremiyet, çıkar çelişkisi gibi kavramlar getiriyor. Etik kavramı daha ziyade özel gruplar için geliştirilmiş belirli davranış kural ve normları içeriyor. Örnek vermek gerekirse, medyanın, basının, sermaye piyasasının etik kurallarından, etik anlayışından söz ediyoruz, ahlak anlayışından değil. Dolayısıyla belli gruplara yönelen prensiplerden, kurallar topluluğundan bahsediyoruz.

Buna karşılık "evrensellik" yine de etik alanında oldukça tartışmaya açık bir konudur. Evrensellik prensibi, vardığımız yargılarda tutarlı olmamızı gerektiriyor. Yani bir hareket bir kişi için doğru ise benzer şartlar altında, benzer diğer kişiler için de doğru olmalıdır.

Buna karşılık çeşitli ülkelere baktığımızda geçerli olan etik kurallarında ufak da olsa farklılıklar göze çarpabiliyor. Bu farklılıkların altında yatan en önemli nedenlerden biri de kültürdür. (Örnek verecek olursak, batı toplumlarında insanlar arasındaki ilişkiler, bizim toplumumuzda olanlardan çok daha değişik kurallara bağlanmış durumda. Orada kadın erkek ilişkileri arasındaki anlayışa bakarsak, bir de bizim toplumumuza veya bizden daha tutucu toplumlardaki kadın-erkek arasındaki ilişki ya da insanların kendi aralarındaki ilişkilere bakarsak, kültürden doğan çok büyük farklar olduğunu görürüz.) Burada etik ve ahlak anlayışının da aynı anlama geldiğini de görüyoruz.

Bir diğer neden de ekonomik faktörler. Enflasyonun hiç olmadığı veya tek haneli rakamlarla ifade edildiği bir toplumla, iki-üç haneli enflasyona maruz kalan bir toplumda uygulanan ve hatta genel kabul gören kuralların dahi aynı olması beklenemez. Enflasyon %90-%100'ler seviyesinde seyrederken, gelir artışı %20-%30'larda ise insanların bu kurallara uyması gerçekten çok zor oluyor. Bunun örneklerini de çok sık yaşıyor ve görüyoruz.

Uluslararası alandan baktığımızda, çok seneler önce yaşanan, daha doğrusu doğrudan yaşamadık ama Türkiye'ye de ucu dokundu. Hep beraber hatırlayalım. Lockheed olayı. Bu olaya baktığımız zaman Lockheed'in başkanı kendi firmasının geleceği ve Amerikan işçilerinin işsiz kalmamalarını sağlamak amacıyla, Japon Başbakanı'na kadar varan seviyede o zamanın parası ile 12.5 milyon dolar bir rüşveti verdiğini hiç çekinmeden açık açık anlatmıştır. Bunu Amerika'nın, şirketinin, Amerikan işçilerinin, Amerikan vatandaşlarının menfaati için yaptığını ifade etmiştir.

Şimdi gelelim burada ne doğrudur? Ne yanlıştır?.. Amerikalıya göre yaptığı doğrudur, çünkü kendi menfaatlerini, insanlarını, adamlarını düşünmüştür. Ülkesini düşünmüştür. Ama etik açıdan, yapılan rüşvet olayıdır ve bu da yanlış bir olaydır. Nitekim daha sonraları, Amerika, bu tür davranışlara mani olacak tedbirler almıştır. Burada birey, sistem ve yönetim üçlüsü var. Bunların üçü bir arada tam işlemediği zaman birey ne kadar iyi olursa olsun, maalesef bir yerde aksamalar oluyor.

Tekrar konuya dönersek, evrenselleşmiş, yani tüm toplumlar tarafından doğruluğu kabul edilmiş etik normlar var. Değişik ülkelerin, değişik sektörler için hazırlamış oldukları etik kodları bulmak mümkün. Örneğin İngiltere, Türkiye, Slovakya, Litvanya ve daha pek çok ülkenin basın, medya konusundaki etik kodlarını dikkatle incelediğimizde hepsinin kişilik haklarına, gizliliğe, özel hayata saygı, şiddet içerikli haber, delillerin yasal yollarla elde edilmesi, gibi konularda ortak noktalarda buluştuğunu görüyoruz. Akademik etik konusunda da değişik ülkeler tarafından kabul görmüş tarafsızlık, öğrenciler arası ayırım, taciz, meslektaşlar arası fikir ve eserlere, bağlı bulundukları kurumlara saygı gibi pek çok konuda ortak kurallar bulunuyor.

Aynı şeyler, satış ve reklam sektöründe de dürüstlük, yanıltıcı karşılaştırmalar yapmama, fiyat politikası, garanti ve servis konularında kabul edilmiş ortak kurallar olarak karşımıza çıkıyor.

Sporda da centilmenlik, doping, şike, sanatta telif hakları, üretimde kalite, işçi hakları, dinde ibadete saygı gibi konularda her yerde aynı kuralları görüyoruz.

Son derece kritik bir sektör olan Tıpta, evrensel etik kuralarına en güzel örnek doktorların ezberleyip uymalarını beklediğimiz "Hipokrat yemini" dünyanın neresinde olursa olsun tüm doktorların ezberleyerek uymaları gereken bir etik kurallar dizisidir. Uygulanır uygulanmaz o da başka, ama bütün dünya için geçerli olan ve bütün dünyada tıp mezunlarının ettiği bir yemindir.

Aynı şekilde milletvekillerinin yemini de böyle. Tüm meclislerde yeni seçilen milletvekilleri görevleri süresince dürüstlükten ayrılmayacakları, ülkenin çıkarlarını her zaman kendi çıkarlarından üstün tutacaklarına dair yemin ediyorlar. Bu saydıklarım kabul gören kurallar, uygulamalarında tabi ki aksaklıklar oluyor. Bu kuralların aksamadan yürümesi için biraz önce bahsettiğim gibi olmazsa olmaz üç temel unsur var. Bunlar:

Evrensel etik değerlerin geçerli olabilmesi, tüm dünya ülkelerinde bu üç unsurun kalitesinin gerçekleşmesi ile sağlanır. İşin temelinde ise insan var. İnsan kalitesinin yüksek olması gerekli, fakat yalnız başına bu yeterli değil. İnsan kalitesinin varlığı, sistem ve yönetim kalitesinin olmadığı yerde hiçbir şey ifade etmez. İnsan ne kadar iyi eğitilmiş, yetiştirilmiş olursa olsun, eğer sistem ve yönetim gerekli kuralları oluşturmamış, gerekli denetim mekanizmalarını kuramamış ve gerekli yaptırımları uygulayamıyorsa, o toplumda yozlaşma da kaçınılmaz olur, oluyor.

Bu açıdan Türkiye çok zor bir dönem geçirmekte. Bir tarafta ekonomik darboğaz, bir tarafta AB'ye girme çabaları, bir yandan da başını alıp giden darboğaz. Diğer tarafta AB'ye girme sürecinde çok büyük önem taşıyan yolsuzluk konusu, yolsuzluklar. AB'ye girme sürecinde çok büyük önem taşıyan yolsuzluk konusu ancak etik kavramının tüm ülke fertleri tarafından anlaşılıp uygulanması ile çözülebilir. Yolsuzlukların asgariye indirilmesi objektif bir hukuk devleti, tüm sektörlerde şeffaflık ve hesap verme sorumluluğu bilinci ile mümkün olacaktır. Bunun için de sadece devlet ve siyasi kurumlara değil sivil topluma ve onun örgütlerine de çok büyük iş düştüğü kanısındayım.

Bizler sivil toplum olarak diğer sektörlere ışık tutacak, yol gösterecek çalışmalar içinde olmalıyız. Nitekim son yıllarda ülkemizde çığ gibi büyüyen bir sivil toplum bilinci oluştu ve her gün ortaya çok güzel çalışmaları çıkmakta. Doğa alanında TEMA, ilkyardım alanında AKUT, eğitim alanında Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı ve AÇEV, kalite alanında KALDER, kadınlar ve hakları konusunda KADER, örnek çalışmalar yapan sivil toplum kuruluşlarından sadece birkaçı.

Ayrıca, konuşmamın başında da değindiğim, değerli bilim adamlarımız ile birlikte "Türkiye'de Yozlaşma" konusunda araştırmalara öncülük eden TESEV'in yolsuzluklarla ilgili sürdürmekte olduğu çalışmaların sonuçları da geçtiğimiz günlerde açıklandı ve bildiğiniz gibi tüm çevrelerde de büyük bir yankı yaptı.

Son olarak sizlere kendi vakfımızdan bahsetmek istiyorum. Ben bunu güzel bir haber olarak vermek istiyorum; pek çok şahıs, şirket, dernek ve vakıf bir araya gelerek ve destek vererek Türkiye'nin bu konudaki ilk Sivil Toplum kuruluşu olan "Türkiye Etik Değerler Merkezi Vakfı" "TEDMER"i kurdu ve vakıf çalışmalara başladı. Vakfın resmi tescili geçtiğimiz günlerde Resmi Gazete' de yayınlandı. Biz de resmen çalışmalara başladık.

Vakfımızın amacı tüm iş sektörleri ve mesleklerle ilgili;

Ben de bu vakfın bir kurucu üyesi olarak, sivil toplumun gücünün bu konularda harekete geçirilmesini ümit ediyorum. Ayrıca bu tür çalışmalar arttıkça toplumumuzun etik bilincinin de uyanacağına ve Türkiye olarak hak ettiğimiz refah seviyesine ulaşacağımıza ulaşacağımıza inanıyorum.

Çok teşekkür ediyor ve saygılarımı sunuyorum.

PROF. DR. Sabih TANSAL

Türkiye Etik Değ. Merkezi Vakfı Bşk.