SERMAYE PİYASASINDA MESLEKİ/ETİK KURALLAR

VE YATIRIMCI HAKLARI PANELİ

SORU - CEVAP

İstanbul, 6 Mart 2002

SORU

Özdemir BAYIR; Borsa Yatırımcıları Derneği BORYAD adına söz aldım. Sorumu Sayın Nedim ESKİN Bey'e takdim ediyorum.
Sermaye piyasası hukukumuzda ya da düzeninde yani pozitif hukuk da; yazılı olmayan bir olaydan, tutumdan bahsetmek istiyorum. Bu tutumun, bireysel yatırımcı ortaklar ya da sermaye piyasasındaki çalışma düzeni açısından ve nihayetinde etik açıdan gerekip gerekmediğini, doğru olup olmadığını, kendilerinden rica edeceğim. Soruma geçiyorum.

Bireysel yatırımcı ortaklar bir bilanço alırlar ve bundan da fazla bir şey anlayamazlar. Faaliyet raporunu ise ilgilenirlerse okurlar. Ama bunun dışında başka bir olay vardır. Halka açık şirket eğer bir sanayi şirketi ise, bunun fabrikaları vardır, mal üretmektedir. Halka açık sanayi şirketinin yöneticilerinin; bireysel yatırımcı ortaklara, fabrikaları, üretim süreçlerini, üretim prosesini anlatmak, göstermek suretiyle tanıtmaları, etik bir tutum olarak, bir değer, bir kural olarak görülebilir mi?
Arçelik geçmişinde ortaklarına böyle bir grup ziyareti, program tertip etmiş midir? Etmemiş ise bundan sonra programlamayı düşünüyorlar mı? Çok teşekkür ederim.

Nedim ESGİN

Ben cevabımı bunun etik bir değer olmasından daha çok, bunun doğru bir uygulama olduğunu düşündüğümü belirterek vereyim. Doğal olarak böyle bir ziyarete böyle bir talebe "buyursunlar, gelsinler" demek lazım. Geçmişte bu tip organizasyonları araştırdım. Yapılmış, fakat işin kötüsü kimse gelmemiş. Bireysel olarak bize kim gelmek isterse fabrikalarımız açıktır, herkesi bekleriz. Bundan da mutluluk duyarız.

Özdemir BAYIR; Benim burada saptamak istediğim bahsetmek istediğim konu, gelmeleri değil. Bu programı şirket yöneticilerinin istemesi ve düzenlemeleri idi. Dolayısıyla bireysel ortak kalkıp sizin fabrikanıza kadar geldikten sonra, elbette "hoş geldiniz", diyeceksiniz. Örneğin TOFAŞ fabrikası bunu uyguluyor. Adil SALEPÇİ Bey, TOFAŞ'ın yöneticilerinden. Bu uygulamayı yapıyor, söylediğinizin aksine de iki otobüs, üç otobüs dolusu ortağını bir araya getirebiliyor. Arçelik'ten arkadaşlarımız bu uygulamadan yararlanabilirler. Çok teşekkür ederim efendim.

SORU

Hamza YİĞİT;BORYAD adına toplantıya katılıyorum. Benim sorum, Sayın Zühtü AYTAÇ Bey'e. Borsada yatırımcıları en fazla mağdur eden konulardan biri de manipülasyondur. Ama sabah oturumunda Sayın CEZAİRLİ'nin belirttiği gibi bazen bu tür soruşturmalar iki üç yılı almaktadır. Bunun kısa bir sürede sonuçlandırılması gerekir. Yatırımcıların bu konudan mağdur olmaması, manipülasyonun kısa sürede önlenmesi için ne gibi tedbirler alınabilir. Teşekkür ederim.

Zühtü AYTAÇ

Teşekkür ederim. Bir kere sorunuzun çok büyük önemi var. Ancak soruya bir soru daha eklemek lazım. Acaba bunların tespitinde, mevcut prosedür daha kısaltılamaz mı? Çünkü tespit de bir hayli güç. Bunların savcılığa veya mahkemelere intikali de güç. Bilmiyorum Sayın Sermaye Piyasası Kurulu Başkanımız ve yetkililer buradalar. Son yıllarda bildiğimiz kadarıyla manipülasyonla ilgili bir hayli suç duyurusu var SPK'nın. Bu büyük bir gelişme ama yargı sürecindeki sorunları hepimiz biliyoruz. Dava açıldıktan sonra ise bu bir ceza hukuku konusudur diye düşünüyorum.

Hamza YİĞİT;Tespit konusuna katılıyorum efendim. Olayın yargıya intikali bile dört yıl sonra oluyor.

Zühtü AYTAÇ

Demek ki sorunuza benim sorum da eklenmiş oldu. Elbette Sermaye Piyasası Kurulu; onların içişleri anlamında konuşmam elbette mümkün değil, yetkim ve haddim de değil ancak, Sermaye Piyasası Kurulu ne yapar? Gerek resen yaptığı araştırmalarda, gerek ihbarlar üzerine ya da birliğin borsa üyelerinin, borsa yönetiminin intikal ettirdiği veya vakıf olduğu bir konuda hemen bir araştırma yapar. Bu araştırmanın da ciddi olması gerekir. Bakın bazen eleştiriler geliyor. Yerli veya yersiz, haklı veya haksız. Sermaye Piyasası Kurulu'nun yaptığı suç duyurularının büyük kısmı yargıdan geri dönüyor, deniyor. Sermaye Piyasası Kurulu yapmış olmak için mi yapsın, bunu mu yapsın? Haklı olarak araştırmasını yapacak, denetimini yapacak, delillerini toplayacak. Kendisini de sorumlu tutmamak için, amaca ulaşmak için makul bir süre kullanacaktır. Bence bu sürelerin fazla geciktiğini söylemek mümkün değil, ama elimde de veri yok. Dolayısıyla SPK'da kendi mevzuatındaki sürelere ve iş akışına bağlı kalmak zorundadır. Ama bunlarda büyük sapma varsa onu SPK halleder diye düşünüyorum. Teşekkürler.

SORU

Hüseyin ERDEM;Sermaye Piyasası Kurulu üyesiyim. Ben Sayın TEKİNALP Hocama bir soru yöneltmek istiyorum. Kendileri başında bulundukları komisyonun çalışmalarında, Avrupa Birliği Standartları'nı esas kabul ettiklerini ifade ettiler. Ancak dostlarının, o standartların artık eskimekte olduğunu, uluslararası muhasebe standartlarını esas almalarının daha doğru olduğunu söylediklerini de belirttiler. Ama kendileri kanun hazırlayan komisyonun başındaki birisi olarak, bunun Türkiye'de uygulanmasının henüz erken olduğu kanaatinde bulunduğunu, bunu çıkarmanın güç olduğunu düşündüklerini ifade ettiler.
Çıtayı daha da yükselterek, güç olduğunu zannettiğimiz standartları Türkiye'ye getirmenin ve uygulayıcıları da buna zorlamanın faydalı olduğu kanaatine katılıyorlar mı?
Kendilerinin verdiği örnekte görüldüğü gibi SPK'nın gerek yasası, gerekse yasaya dayanarak çıkarmış olduğu tebliğleri, uluslararası muhasebe standardına büyük ölçüde uyuyor ve bu konuda da bir problem görünmüyor. Bu konuda kanaatlerini almak istiyorum.

Ünal TEKİNALP

Teşekkür ederim. Zorluk, kanun yapma tekniğinden kaynaklanıyor. Şöyle; yaptığımız kanununa biz bütün yükümlülükleri kaldırıp, uluslararası standartlar uygulanır diye bir hüküm koyamayız. Hiç kimse bunu bu şekilde koyamıyor, koymuyor. Böyle teklif ediliyor ama bu şekilde konulamıyor. Onun için biz uluslararası standartları, olanaklarımız ve uygulanabilirlik açısından değerlendirerek getirmek durumundayız. Bizde bunu yapmaya çalıştık. Ayrıca, Avrupa nerede geri kalmışsa o noktaları tespit ediyoruz.
Çok fark var mı? Bu bir felsefe meselesi. Mesela Avrupa'nın konsolidasyona yaklaşımı ile konsolidasyon bünyesine aldığı şirketlere yaklaşımı birbirinden farklıdır. Bu fark Amerika'da Avrupa şirketlerinin borsaya kota olmasına engel olmuştur.

Sermaye Piyasası Kurulu Kanunu'nda bulunan bir madde var. Bu madde ile bir Yüksek Muhasebe Kurumu kurulmuştur. Ben komisyonda bu kurulun çalışmadığını, bu işin esas itibariyle Sermaye Piyasası Kurulu'nun patronajına bırakılmasını teklif ettim ve dedim ki onların bu konuda tecrübeleri var. Oradan, buradan gelmiş kimselerle bu komisyon yürümüyor. Halbuki bizim köklü bir kuruma ihtiyacımız var. Sermaye Piyasası Kurulu'na verelim ve biraz evvel söylediğim kuralı daha da geliştirelim.

Diyelim ki; Sermaye Piyasası Kurulu, her yıl esasları Türk Ticaret Kanunu'nda yer alan muhasebe ilkelerini, uluslararası standartlara uydurur. Her yıl bunu yapar kabul edelim. Niçin her yıl? Çünkü bu standartlar da belirli yıl aralıklarıyla değişiyor. Komisyona bunu kabul ettiremedim. Sebebi şu; benim komisyonum 40 kişi. SPK'dan arkadaşlar olduğu gibi devlet kurumlarından ve çeşitli yerlerden gelen kimseler de var. Ancak bu önerim kabul edilmedi. Ama ben bunu en sonunda kabul ettireceğim. O komisyon çalışacak. Bana öyle geliyor ki komisyon çalışırsa biz bu standartlara geleceğiz.

Şuna da hiç önem vermiyorum. Çeşitli seminerlerde bana dediler ki; "Bütün bunları getiriyorsunuz kim uygulayacak? Hangi muhasebeci uygulayacak? Nereden bulacaksınız bunu uygulayacakları? Ben komisyon başkanı olarak bu itirazlara kulak kapıyorum. Şayet biz bunları yapmazsak, yapamazsak piyasamızı kesinlikle uluslararası piyasalara entegre edemeyiz. Böyle olunca da bunun zararını çekeriz. Problem akut bir rahatsızlıktır. Onu da biliyoruz. Problemi bu istikamette çözeceğimizi tahmin ediyorum. Ama söylediğim gibi kanun yapma tekniği bakımından yazılması çok zor, bunu biz yazamayız. Türk Hakimi, Türk Yöneticisi, Türk Uygulayıcısı uluslararası standartları uygular deyip geçemeyiz. Konu kanun yapama tekniği ile ilgilidir. Teşekkür ederim.

Ayrıca biraz önceki konuyla ilgili olarak, müsaade ederseniz ben de bir cevap vermek istiyorum. Kurul bugüne kadar geliştirdiği bir sistem ile bildiğim kadarı ile mahkeme kararını beklemeden tedbir alıyor. Sizin söylediğiniz manipülasyonları yapmış olanlarla ilgili olarak, onların piyasada çalışmalarına engel olacak tedbiri alıyor. Bu çok önemli bir mesele. Benim kanaatime göre esas olan onların cezalandırılması kadar, piyasada hakim olmalarına, etkili olmalarına engel olmaktır.
Kurul bu tedbir kararıyla bu oluşuma engel olduktan sonra problem büyük miktarda çözülüyor. Cezalandırmak, onları caydırmak meselesi ikinci bir noktada geliyor. O da önemli. Ancak kurul bence en etkili yol olan tedbiri uyguluyor.
İkincisi de şu; Hepimiz o noktadan bakmalıyız. Sığ olan sermaye piyasaları manipüle edilir. Maalesef bizim piyasamız sığ. Yani biz piyasaya bir türlü bol miktarda mal çıkaramıyoruz. Şirketler açılamıyor. Niye açılamıyor. Daha hala bizim şirketlerimizin patronları hisselerinin en az % 55, 65, 70 olması gerektiğini düşünüyorlar ve aksi halde şirketlerinin ellerinden gideceği korkusu içerisindeler. Bir defa bu korkuyu yenmemiz gerek. Nasıl yeneceğimizi bilmiyorum.

Bir başka husus Sermaye Piyasası Kurulu bu kadar yeni menkul değer çıkardı ortaya. Maalesef bunlar işlemedi. Sayın başkan daha fazla bilgi verebilir ama hisse senedi ile değiştirilebilir tahviller, bütün sermaye piyasalarının bir numaralı aracı iken bizde yok.

Biz şimdi Ticaret Kanunu'nda hem değiştirtme haklarını içeren menkul kıymetleri çoğaltmaya hem de alım haklarını içeren menkul kıymetleri çoğaltmaya gayret ediyoruz. Ana amaçlarımızdan birisi de bu sığlığı ortadan kaldırabilmektir.

Son bir şey daha söylemek istiyorum. Halka açılmayı kolaylaştırmak için bunu bir azınlık hakkı haline getirmeye çalıştım, başarılı olamadım. Şirket %10 istiyor olsa bile halka açılsın dedim. Çoğunluk buna engel olmasın dedim. Ancak bu görüşü kabul ettiremedim. Belki bu da olabilseydi daha fazla sayıda şirket %15'in de üstünde açılabilme olanağına kavuşurdu. Problemimiz piyasa sığlığını ortadan kaldırmak. Bu da sadece hukuki değil, biraz da sosyolojik bir mesele.

SORU

Hüseyin ERDEM; Daha fazla şirketin halka açılması gerektiğini savunuyorsunuz. Oysa bugün halka açılan şirketlerden batık olanların %90'ı, 95'i, 90'lı yıllardan sonra halka açılmış olan şirketlerdir. Bu da şunu gösteriyor: Çıtayı biraz yükseltmek gerekiyor. Kalburüstü şirketleri borsaya almak gerekiyor.

Yani elini kolunu sallayan borsaya gelmesin. Halka açılmasın. Bize dört beş şiddetinde yıkılan, krize dayanıksız şirketler değil, yedi sekiz şiddetindeki ekonomik krize dayanabilecek şirketler gerekmektedir. Ben o açıdan biraz da çıtanın yükseltilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Ünal TEKİNALP

Bence şirketler halka açıldıkları için batmıyor. Batacak şartlar doğduğu için gidiyorlar. Yani o da çok defa şirketlerin kendi dışındaki olaylardan kaynaklanan meseleler. Yani problemin çok başka yönleri var gibime geliyor.

Zühtü AYTAÇ

İzninizle öyle bir sorudan sonra bir başka tartışmayı gündeme getirmek mümkün oldu. Sayın TEKİNALP'in %50 civarlarında ki şirketlerde hala daha yüksek sermaye hakimiyetinin devam ettiği ve bununda aslında bir sosyolojik sorun olduğu görüşüne tümüyle katılıyorum. Hiç tartışmam bile. Ama bunu nasıl aşarız?
Sermaye piyasası mevduatında şu anda yer alan oran bildiğimiz gibi %15. Bu %15'in çıkış gerekçelerine veya tarihine bakarsanız bunun bir büyük başarı olduğunu görürsünüz. Türkiye'de bazı önyargıları kısa sürede silmek mümkün değildir.
Şirketler açısından baktığınız zaman, hem sığlık hem de borsaya girdiklerinde kaybedebilecekleri onlara göre bir dizi menfaatleri gündeme getiriyorlar. O halde % 15'i %20'ye çıkarabilirsek %15'den baktığınız zaman geriye %75'in %60'ların belli kişilerin hakimiyetinde olduğunu görürüz.
Bir araştırma var 99 sonu, 2000 başında. O döneme ait rakam 243. İMKB'de işlem gören şirketlerde, %45'i tek bir hissedarın olan ve şirket sermayesinin %50 sinden fazlasını kontrol ettiği bir sistem. 243 şirketin % 45'inde, %50'den fazla sermaye hakimiyeti var. Bu rakam %22 - 23'lerdeydi. Sayın borsa başkanımız burada. Rakam daha geriye mi gitti, ama sanırım bu civarlarda geziyor.
Bunları Türkiye açısından son 15 senelik dönemde başarı olarak kabul etmek lazım. Tabii Ticaret Kanunu Tadil Komisyonu'nda hocamızın önerdiği sistem elbette yasalara uygun, anayasaya uygun bir sistem.
Herkesin bu söylediğimiz hususları kavramasıyla bir bakıma şunu örnek göstermek mümkün. 1982 yılında kanun yürürlüğe girdiği zaman, kar dağıtım zorunluluğu nedeni ile, 25 şirket Sermaye Piyasası Kanunu'ndaki bu hükmün iptali için dava açmıştı. Anayasanın geçici 15. maddesi gereğince koruma istemi olduğu için bunlar reddedildi. Bugün artık kar dağıtılsın dağıtılmasın tartışması yapılmıyor. 18 sene sonra da bu konuştuklarımızı da aşacağımızı düşünüyorum. Teşekkür ediyorum.

SORU

Gürbüz KARAHAN; Sorum Sayın AYTAÇ'a. Biliyorsunuz yatırımcının en büyük haklarından bir tanesi de genel kurullara katılarak bilgi alma hakkıdır. Yüz yüze bilgi alma, yöneticileri görerek bilgi alma hakkıdır. Ancak ülkemizde maalesef genel kurullara katılmak çok kolay değildir. Biliyorsunuz genel kurula katılmak için iki yol var. Bir tanesi asaleten denilen kendi adına katılım, ikincisi de vekalet vererek vekaleten katılma. Bu her ikisinde de, kanun gereği hissenizi en geç bir hafta önce bir yere depo edeceksiniz. Bu şirketin kendisi de olabilir, Takasbank da olabilir. Oradan bir belge alacaksınız, bu belgeyi şirkete götüreceksiniz, giriş kartı alacaksınız, genel kurula katılacaksınız, genel kuruldan sonra yine şirkete gidip hissenizi geri alacaksınız. Tabi böyle bir işlemin de zaman alacağı malum. Vakit ayırmak gerekiyor, bu bir. İki, bir de mevcut hisseniz; lafın gelişi 3000 LOT ise hepsini de taşıyamazsınız, mümkün değil. Çok küçük bir miktarını taşıyacaksınız. Otuz hisse, kırk hisse, altmış hisse neyse, oy hakkınızda o kadar olacak tabii.
Bunu daha basitleştirmek mümkün mü? Dünyada nasıldır bu iş?
Örneğin benim aklıma gelen hissedar elindeki hisseyi hemen götürse, genel kurula teslim ederek girse. Tabii o zaman burada şirketin problemi başlıyor bu hisseyi genel kurul sonuna kadar nerede muhafaza edecek. Bir kasa tutabilir. İnternet bağlantısıyla direkt Takasbank'la ilişki kurarak, kişinin hissesini görüp, dahil etmek şeklinde olabilir.

Benim aklıma gelen bunlar, fakat dünyada nasıl ? Bunun çaresi var mı? Çünkü genel kurullarda bakıyorsunuz bir şirketin %20'si halka açık, %80'i patron hisse. %20'si 7.000 kişiye, 10.000 kişiye satılmış. Genel kurula bakıyorsunuz, %20 hisse karşılığında genel kurulda %1 var, yüzde yarım var. Bu tip rakamlarla karşılaşıyorsunuz. Yani gelmiyor insanlar, gelemiyor. Bunları yerine getiremiyor. Eğer olay vekaleten ise durum daha da kötü. Bir de üstüne üstlük notere gideceksiniz. Notere para vereceksiniz belge alacaksınız, şirkete getireceksiniz. Bunları insanlar yapmıyor, yapamıyor. Bunun çaresi var mı?

İkinci sorumu Sayın TEKİNALP' e sormak istiyorum. Dünyada biliyorsunuz reyting kuruluşları var derecelendirme kuruluşları var. Ülkemizde henüz bu yok. Bu konuda ne düşünüyorsunuz. Türkiye'de bu konuya nasıl bakıyorsunuz. Teşekkür ederim.

Zühtü AYTAÇ

Efendim sorunuzu iki kapsamda düşünüyorum. Birincisi hisse senedine sahip kişinin bizzat genel kurul toplantılarına giriş engeli var mıdır ? İkincisi de vekaleten oy kullanma yöntemiyle, bu bilgi alma hakkı veya genel kurula katılım hakkı zorlanmakta mıdır?
Bildiğiniz gibi sistemiz de halen yürürlükte olan Ticaret Kanunu ve Sermaye Piyasası Kanunu kapsamında hisse maliki bakımından fazla bir sorun yoktur.
Sorunlarımız vardır ancak merkezi kayıt kuruluşunun kurulması ve faaliyete geçmesi sonucunda bunların hemen hemen büyük çoğunluğu aşılacaktır. Eğer siz nama(??) yazılı hisse senedi malikiyseniz sadece kimlik göstermek suretiyle girebileceksiniz. Hamiline yazılı senet sahibi iseniz mutasarrıf olduğunuzu gösteren belgeleri ki Takasbank'ın şimdi ileride ise MKK'nın size vereceği belgeyle bunu rahatlıkla kanıtlayacaksınız. O halde batıda olduğu gibi bizde de, hisse senedi malikinin genel kurul toplantılarına girip bilgi almasını engelleyen bir husus söz konusu değil.

Gelelim diğer konuya vekaleten oy kullanmada engeller var mıdır ?
Vekaleten oy kullanma sistemini Sermaye Piyasası Kurulu devreye soktu. Ama yine biliyoruz ki Türkiye'de mevcut 70.000 anonim şirket için ve Sanayi ve Ticaret Bakanlığı'ndan alınması suretiyle hepsi için geçerlidir. Hepsi için aynı sistem uygulanmaktadır. Yani notere götürülüp imza sirküleri eklenmek suretiyle vekaletnameyle veya imza tasdik ettirmek suretiyle bu gerçekleştirilmektedir.
Bu tümüyle Amerika'da yaygın olan proksi sistemi değildir. Bizden kaynaklanan büyük engel sadece maliyet yüksekliği ve zaman kaybıdır. Ama siz imza sirkülerinizi vekaletnameye eklemek suretiyle bu imkanları da kullanma hakkına sahipsiniz.
Öteden beri, bu sistem devreye sokulduğundan bu yana, vekaleten oy kullanma sisteminin özellikle katılmak isteyen ortaklar bakımından, caydırıcı nitelikte olduğu konusu gündeme getirilmektedir. Ama Türkiye'de güvensiz bir bakış acısı var. Noterlere çok şeyler bağladık. Her şeylerimiz oralardan geçiyor. Buna yakın zamanda elbette çözüm bulunabilir. Ama mutlak bir sistemi devreye sokmak zorundayız.
Ortağın genel kurul toplantılarına katılmamasında bence büyük engel bu olmasa gerek. Bunun ötesinde ortağın buraya katıldıktan sonra neler alıp, vereceğidir. Şehirler arası farklılıklar da varsa, katılımcı ortak kendisine sunulacak bir bloknot, bir kurşun kalem, bir de çay-kahve veya öğle yemeği ikramının ötesinde üç- beş de konuşmacı ile karşılaşacağını, bunun da kendisine bir şey getirmeyeceğini düşünecek; " amaaan gitsem ne olacak " deyiverecektir. Bunu göz ardı etmemeliyiz.
İşte bunun için birikimli oy sistemi devreye sokulmuştur. Bunu için oy sözleşmelerinin kullanılması mümkündür. Ama her şartta burada sermaye piyasası kurumlarımıza da büyük görevler düşmektedir. Portföyünde bulanan senetlerden doğan hakların usulüne uygun - onlarda biliyorsunuz muafiyet var - vekaleten kullanımında bir yardım sağlayabilirler.

Ünal TEKİNALP

Derecelendirme şirketleriyle ilgili olarak Sermaye Piyasası Kanunumuzda hüküm var. Maalesef bu hükme rağmen bu tipten şirketler ne Türkiye'ye geldiler, ne de Türkiye'de böyle şirketler kuruldu. Bunun için mevzuat var. Ama bu bir maliyet meselesi reytingi yaptıracak şirketlerin bu parayı ödemeleri söz konusudur.

Herhalde daha henüz bu aşamaya gelinmediği için sistem işlemiyor. Sitemin işlememesinin sebebi mevzuat yokluğundan değildir. Rüştü Bey'e sorduğunuz soruyla ilgili olarak Ticaret Kanununda değişiklik yapıldığını size söylemeliyim. Tasarıda şöyle kurumsal vekalet dediğimiz vekalet getirilmiştir. Detaylarını burada anlatmak istemiyorum, ama sistem şu: Siz Arçelik'in bütün halka açık hissedarlarının toplantıya katıldığını düşünün. Korkunç bir şey olur. Hiçbir yerlere onları sığdıramazsınız. Hiçbir toplantı yapılamaz. Önemli olan vekaletlerin belli ellerde toplanıp bu belli eller vasıtasıyla genel kurulun yapılarak sonuç alınmasıdır. Bu belli ellerde iktidar ve muhalefetler şeklinde ortaya çıkmalıdır. Yani sermaye piyasasında da demokratik ilkelere uygun, iktidar ve muhalefetler oluşturulmalıdır. Biz bunun ilk adımlarını attık. Nasıl işleyecek, onu bilmiyoruz. Getirdiğimiz sistem oldukça yumuşak bir geçiş sistemidir. Yani bütün isteklere cevap vermeyebilir. Ama vekalet sisteminde önemli değişikliklere gidilmiş olduğunu ve komisyonun bunu kabul etmiş olduğunu bildirmeliyim.

SORU

Derya KILIÇ;Eşyatırım Yönetim Kurulu Başkanı. Sorumu Sayın Abdurrahman YILDIRIM' a yöneltmek istiyorum. Basının hem ülkemizde ve hem de dünyada kamu oyunu etkileme, hatta kamuoyunu oluşturma konusunda ne kadar büyük bir güce sahip olduğu çok açık. Hal böyleyken basın kuruluşlarının sahipleri, basın faaliyetlerinin yanında, enerjiden bankacılığa kadar çok önemli stratejik başka alanlarda da faaliyet gösteriyorlar. Bir adım daha ileri de ise bu şirketlerin, basın şirketlerinin kendi hisseleri, senetleri de borsada işlem görüyor. Aynı zamanda sermaye piyasalarından da yararlanıyorlar. Bu çerçevede baktığımızda bu gücü kamu oyunu etkileme gücünü objektif olarak kullanmaları mümkün olabilir mi ? olabiliyor mu? Bunu sağlayacak kendi mesleki etik kuralları var mı? Ayrıca basında, özellikle finans basınında çalışan kişilerin sermaye piyasası yatırımcısı olduklarında uymaları gereken mesleki etik kuralları da var mıdır ?

Abdurrahman YILDIRIM

Son sorudan başlayalım. Bu piyasada çalışan gazetecilerin mesleki etik kuralları var. Ekonomi Muhabirleri Derneği'nin de etik kuralları var. Geçtiğimiz günlerde bir uygulamasını da gördük. Ama ortada başka kaçaklar var mı ? Var. Bana göre bu çok fazla belirleyici değil, ama onun dışında basın patronajıyla ilgili sorunuz daha da ciddi.

Şöyle diyelim, basın şu anda teknoloji yoğun ve sermaye yoğun bir sektör haline geldi. Bunun önünde durmak da zor, dünyada da böyle. Bu nedenle, bu sektöre küçük bir girişimcinin girmesi ve başarılı olmasının artık zamanı geçti. Yani büyük sermaye girmeli. Büyük sermaye girdiği zaman da; " Bak sen şu finansal aracı kullanma, halka açılma" gibi bir sınırlamalar koymak çok zordur. Şirketler bütün finansal teknikleri kullanmalıdır. Bana göre medya sektörü sahibinin, hem bankacı olması hem borsada şirketinin var olması hem de düzgün gazetecilik yapabilmesini sağlamamız lazım. Geçmişe göre bu konuda bir gerileme var. Bunu Türkiye şartlarında ben de görüyorum. Ama derseniz ki gazete sahibini kısıtlayalım, sadece gazete sahibi olsun kısıtlanan, bu da yürümüyor güdük kalıyor. Çünkü başta sermayeden yoksun kalıyor, küçük bir grup olarak kalıyor ve büyüyemiyor. Mecburen yeni düzende gazetenin etik, ya da medyanın etik kurallarla işlemesini sağlayacak bir baskı kurmak gerekiyor. Bu da okurlardan, piyasadan ve bizzat gazetecilerin kendi içlerinde örgütlenmeleri ile sağlanabilir. Bu sermaye değişiklikleri sırasında gazetecilerin de bazı örgütlerini kaybettiklerini ve yeni yapıya ayak uyduramadıklarını söylemeliyiz. İşin o boyutu da tamamlanınca, toplumun daha fazla özlediği medya ortaya çıkacak diye düşünüyorum ve umuyorum.

SORU

Adnan CEZAİRLİ; Benim Nedim Bey'e sorum, Koç Grubu hakikaten çok güzel bir şey yapmış %57 sahip olduğu Arçelik'te azınlık. Yönetimde pay vermiş. Bu başka yerlerde görünen bir şey değil ama o kadar paya sahip bir de halka açık kısım var. Bir adım daha ileriye gidip mesela bu halkın elinde olan hisseler için bir yönetim kurulu üyeliği verilmesi düşünülemez mi? Bunu SPK zorlamıyor, Türk Ticaret Kanunu zorlamıyor, gönüllülük esasıyla siz yapıp öncü olmak ister miydiniz?

Nedim ESGİN

Cevabı nasıl vereceğimi bilemiyorum. Dürüst bir cevap vermem gerekirse hayır. Niye diye sorarsanız, bir kere mevzuatı hakikaten bilmiyorum. Ne derecede hissemizin borsada olmasından sonra, temsilcisi girer ya da giremez bilmiyorum. Ama şöyle bir şey söyleyebilirim. Sadece iki sene boyunca Amerika'da altı tane şirketin yönetim kurulu üyeliği yaptım. Hiç bir zaman da halka açık bir şirketin temsilcilerini, görmedim. Tüm yönetim kurulu üyeliklerinin, şirketin geleceğine yönelik en fazla faydayı nerelerden, kimlerden sağlayacağına dair bilgi birikimi olan ve o tip üyelerden oluştuğunu gördüm. Önemli olan orada temsil edilmekten ziyade bana göre o şirketin nasıl yönetildiği ve yönetim kurulu üyeliklerinin bu nitelikte olup, o şirketin ilerlemesinin kontrol edilmesi yönlendirilmesine katkıda bulanacak olmalarıdır. Bu anlayışın daha doğru olacağını ifade etmek isterim. Teşekkür ederim.

SORU

Eser BORA;Boğaziçi Üniversitesi. Benim sorum Prof. Dr. Zühtü AYTAÇ' a. Yatırımcıyla ilgili bir sınıflandırmaya gittiniz. Tabi bunların arasında bireysel ve kurumsal yatırımcılar da var. Bu şekilde olaya bakarsak aynı şekilde yatırımcı haklarından bahsederken de çok önemli bir konuya değindiniz. O da sorumlulukları. İkisi de beraber gider. Nedim Bey'de bu haklardan bahsetti. Az önce özellikle Adnan Bey'inde bahsettiği bunu topluma bir şekilde benimsetmek. Yani bir sürü mevzuat var. Bende bu konuda araştırma yapan bir kişiyim. Tüketici yasası ve ayrıca etik kuralları çıkaran ülkelerde görülen şey, aslında iş dünyasının görevini tam olarak yerine getirmemesinden kaynaklanan bir durumdur. Esasında toplum ve iş dünyası önemsiyor olsa idi, belki bu kadar da mevzuata da gerek kalmayacaktı. Ayrıca bu mevzuatın uygulanması çok daha önemli. Şimdi bunlar çerçevesinde acaba halk daha yeni yeni tüketici haklarını öğrenirken, yatırımcılar da, tabi özellikle bireysel yatırımcılar tarafından, tüketici hakları ve yatırımcı haklarının örtüşen tarafları, kuralları birlikte ele alınabilir mi ?

Acaba bununla ilgili bir şeyler yapılıyor mu? Ortak bir şeyler yapılıyor mu?
Çünkü Türkiye'de tüketici dernekleri birbirinden bağımsız çalışırlar. Ortak bazı kurallar ve bilgilendirme faaliyetleri maalesef gerçekleşmiyor. Tüm bunları daha önce belirtilen sistem bazında ele alıyorsak, acaba ortak bir çalışma yapılabilir mi?
İkincisi özellikle, - öğretim üyesi olmam dolayısıyla - hemen özel sektöre de bir yüklenmede bulunmak istiyorum. Sayın Nedim Bey'e özellikle sormak istiyorum. Acaba bunların uygulanmasında çok önemli olan otokontrol ve özdenetim açısından başta Arçelik olmak üzere neler yapılıyor? Çünkü bunlar yapılırsa, bazı haklar da daha rahatlıkla gerçekleştirilebilecek. Teşekkür ederim.

Zühtü AYTAÇ

Soruyu tam olarak alamadım. Sanırım, yatırımcının hak ve yükümlülükleri anlamında bir çalışmanın ortaya konması ve ilave olarak bunun tüketicilerle birlikte yapılabilmesi ? Elbette yatırımcıyı tek yönlü masaya yatırmak doğru olamayacak ama bugünkü konu başlığımız içerisinde zaten müşterek düşünülecek bir konudur. Çalışma yapılabilir mi? derken yatırımcının hakları ve sorumluluklarını.... kastettiğin biz....

Eser BORA;Çok çok özür dilerim özellikle vurgulayayım. Tüketici yasası çıkarken, tüketici hakları konusunda mevzuata bunlar girdi. Yani tüketicilerin fikri alınsın demek istemedim ben. Tüketici hakları Amerika'da başlayan dört, Avrupa'da beş, nihayetinde de sekiz tane oldu. Bu sekiz tüketici hakkını artık yavaş yavaş öğrenmeye başladık. Onun için benim söylediğim, yatırımcı hakları madem sıralanıyor, böyle bir doküman da hazırlanmış tüketici haklarıyla da örtüşen konular olmasına dayanarak ben bunları söyledim. Yani ortak bir haklar manzumesi hazırlansın. Çünkü yatırımcıda tüketicidir, yatırımcı şapkasıyla. Bunlar dan belki sekiz tane hak varsa, buna iki tane daha eklenebilir veya yatırımcıya özgü bir şeylerde olabilir.

Abdurrahman Bey'e bu konuda pek fazla bir şey söylemek istemiyorum. Çükü basın tabi ki tüketici hakları konusunda üzerine düşen görevi çok iyi yerine getirdi. Ama etik ilkeler açısından rol, model kendileri de olabilirlerse, - hepimiz için bu geçerli - ben de akademisyenim bizim de aynı şekilde rol model olmamız lazım. O açıdan, çıkacak mevzuatta beraber bir şeyler yapılabilir mi?

Zühtü AYTAÇ

Bir kere mevzuat öncesinde, yatırımcıların da geniş anlamda tüketicilerin haklarını da gösteren, elbette aydınlatıcı bilgilerin yayılmasında hiçbir engel yok. Bunu Sanayi ve Ticaret Bakanlığı'nda Genel Müdürlük, Sermaye Piyasası'nda her kimse, finans yetkilileri yapıyorlar. Finans sektöründe, para piyasasında bunu bankalarımız büyük ölçüde yerine getirdi. Sermaye piyasamızda da İMKB'nin büyük hizmeti var, takdir etmek lazım. Sermaye Piyasası Kurulu'nun internet kanalıyla veya bastığı yayınlar kanalıyla hizmeti var. Daha batılı anlamda, istediğimiz aracı kuruma gittiğimiz zaman 18 tane prospekt elimizde olsun okuyalım. Bunlarda büyük ölçüde bildiğim kadarıyla yapılıyor. Mühim olan oraya daha fazla eğilme arzusudur. Kaynaklara zaten bugünkü teknolojik gelişmede çok hızlı bir şekilde ulaşılmaktadır.

Gelelim müşterek düzenleme konusuna ben burada sizin görüşünüze bir ölçüde katılmıyorum. Neden katılamıyorum? Bildiğiniz gibi tüketiciyi koruma kanunun da yer alan tüketici haklarının büyük bir kısmı kendine özgüdür. Ama sermaye piyasasında bıraktım tüketici haklarını, para piyasasında bankacılık sektöründe haklarla belki sermaye piyasasındaki hakları da birleştirmek mümkün değildir. Ama etik kurallar meslek kuralları bakımından evet, tümüyle haklısınız. Örnek vermek gerekirse: İşte yılardır gördüğümüz "Satılan mal geri alınmaz" levhasını indiren bir Tüketici Koruma Kanunu var. Vazgeçme imkanları var, SPK mevzuatında bir aracı kurulun kendisine yöneltilen emri gerekçe göstererek reddetme imkanı vardır. Nasıl benzeteceğiz bunları. Oysa müşterek bir katalog bir hayli zordur diye düşünüyorum. Teşekkür ederim efendim.

Nedim ESGİN

Çok affedersiniz soruyu yeniden rica edebilir miyim?

Eser BORA;Acaba özdenetim, otokontrol açısından, özellikle Arçelik açısından sordum. Acaba kendileri bu etik kuralları koymaktan daha çok uygulama veya etik bir ortam yaratma açısından ne yapıyorlar? Çünkü siz zaten bunu yapsanız biz tüketici olarak veya diğer sektörlerde çok fazla zorluklarla karşılaşmayacağız.

Nedim ESGİN

Bu konuda şirketimiz bana göre oldukça ilerde. Bir kere grup olarak internal auditimiz var. Devamlı kontrol ediliyoruz. Senede iki üç defa hem de. Onun haricinde şirket olarak yeni bir uygulamaya geçtik. Şirket içinde kendimiz bir internal auditing kurduk. Onun haricinde etik kurallar adı altında ve özellikle satın almadan başlayarak tüm çalışan arkadaşlarımız ve taşeronlarımıza bir yazı göndererek hediye alamayacağımızı eğer hediye verirlerse bunun geri gönderileceğini bildirdik. Şirket içinde bu kuralları koyduk. Hem şirket yönetimi olarak bir internal auditing koyduk. Hem Koç Grubu'nun internal auditingi var. Bir de ne var, onların da üzerinde biliyorsunuz denetim kurulları var onlar da geliyorlar. Galiba sıkı kontrol ediliyoruz gibi geliyor bana. Bundan da şikayet etmiyoruz.

SORU

Alp TEKİNCE; Ben Zühtü AYTAÇ Bey'e bir soru yöneltmek istiyorum. Kendisi yatırımcı haklarında dengeden bahsetti. Yani hem kurumlar hem de yatırımcılar açısından.
Kendileri eski bir SPK yöneticisi, şimdi de Rekabet Kurulu üyesi olarak, mevzuata şu aşamada baktığında; aracı kurumlarda ispat mükellefiyetinin varlığını da düşünerek; ayrıca SPK'nın da özellikle sözleşmelerde olağanüstü hükümlere yer verilemez, tavrı bilindiğinde; Bu dengenin korunup korunmadığı ve uluslararası mevzuat açısından da hangi noktada olduğumuzu dinlersek, çok sevinirim. Teşekkür ederim.

Zühtü AYTAÇ

Dengeyi kastederken vurgulamam gereken husus menfaatler dengesiydi. Herhalde hukuk kurallarındaki eşitlik anlamında konuşmadım, ben menfaatler dengesi anlamında, onu kastederek konuştum. Yani bir tarafı korurken öbür tarafı da. Diğer tarafta bir ticari kuruluş, bir şirket var. Kar elde edecek. Kar elde etmek için ticari davranacak. Basiretli davranacak. Haklarını gözetecek.
Niye o ilk sırada yer alır? Buna en tipik örneği siz verdiniz. Elinde imkanlar yok ki. Nedir alım-satım emri? Eğer siz gönderirseniz bir ihbarnamesi var. Bir telefon kaydı var. İnternetten bir mail geçişi var. Yazılı bir talimatı var. Bunun ötesinde ispat külfetini kendisine yüklediğiniz zaman bu durum onun borsaya girmesini engeller. Yani müşteri velinimetimizdir kuralı burada da geçerlidir.
Bir başka husus; usul kurallarında ispat külfetinin, emredici kurallara aykırı olmamak koşuluyla, taraflardan birine yüklenmesi elbette mümkündür. Burada yine kamu koruması ön plana çıkmıştır. Dış ülkelerde durum çok değişiktir. Detaylı incelemesini yapmış değilim. Ancak bildiğimiz kadarıyla orada sistem oturmuştur, bizim merkezi kayıt kuruluşu oturmuştur, kaydi sistem tümüyle işlemektedir. Bu tür kurallara fazla gerek kalmamaktadır. Zaten bizde de bundan sonra gerek kalmayacaktır.

PANEL BAŞKANI PROF. DR. SEZA RESİOĞLU

Sayın konuklar şunu belirtmek isterim dört, beş saat dolu dolu öğleden sonra bir gün geçirdik. Zannederim bir bilgi ziyafeti oldu. Önce ülkemizin en üst düzeydeki karar merciindeki yetkililerinden, Sayın Bakandan, Sayın Başkanlardan çok doyurucu aydınlatıcı mesajlar içeren konuşmalar dinledik.
Ondan sonra yedi panelist arkadaşımız, akademisyenler ve uygulamacılar mesleki etik kurallar ve yatırımcı hakları konusunda bu alanda gerçekten büyük katkı sağlayan tebliğler sundular. Ümit ederim ki her halde bu tebliğler yayınlanacaktır.

Ben bütün panelist arkadaşlarımıza bu çalışmalarından ve katkılarından dolayı teşekkür ediyorum. Son teşekkürüm sayın konuklarımızadır. Kendilerinin sorularıyla katkıları büyük olmuştur. Ayrıca tabi son olarak da Aracı Kuruluşlar Birliği'nin böyle güzel bir panel düzenlediği için her türlü övgüye layık olduğunu söylemek isterim.

Kapanış konuşması için de Sayın Aracı Kuruluşlar Birliği Başkanı Yusuf Ziya Toprak Bey' i kürsüye davet ediyorum.

Yusuf Ziya TOPRAK

Sayın Başkanlarımız, Sayın Panel Başkanı, Başkanımız, Değerli akademisyenler, Panelistler, Basının Değerli Mensupları, Birliğimizin Çok Saygıdeğer Üye Temsilcileri.

Sabahki konuşmam da her memnun yatırımcının, on yeni yatırımcı getireceğini ifade etmiştim. Birlik olarak bu paneli düzenlerken beklentimizin on katını almış bulunuyoruz. Bu bizim için çok memnuniyet verici bir olay oldu. Gerçekten geleceğe dönük aktiviteler için bize heyecan verdi, umut verdi, destek verdi. Bilgilenmeye gelince vurgulamadan edemeyeceğim.

Gerçekten Saygıdeğer Hocam Seza REİSOĞLU Beyefendi çok veciz şekilde ifade etti. Bir bilgi ziyafeti oldu bu. Onun ötesinde söyleyecek söz bulamıyorum. Tekrar Saygıdeğer Başkanlarımıza, gıyabında Sayın Bakanımıza, hiç kuşkusuz değerli bilim adamlarımıza, katılımcılarımıza ve hepinize sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.
Bundan sonraki panelimize de bekleriz sözüyle, panelimizi kapatıyorum;
Saygı ve sevgilerimi sunuyorum efendim.