![]() |
SERMAYE PİYASASINDA MESLEKİ/ETİK KURALLAR VE YATIRIMCI HAKLARI PANELİ KONUŞMASI İstanbul, 6 Mart 2002 |
Mesleki-Etik Değerlere Ekonomik Yaklaşım[1]
Çoğu kez etik değerlere uygun hareket etmek erdemli bir davranış olarak nitelendirilir. Böyle olunca da kişilerin erdemli davranmayı, inançları, kendilerine olan saygıları ya da toplum gözündeki saygınlıklarını koruma gibi kaygılarla tercih edeceklerini, yani etik değerlere uyacaklarını, düşünebiliriz. Konu bu biçimde ortaya konulduğunda etik değerlere uymak ya da uymamak kişisel bir sorun olarak ortaya çıkmaktadır.
Bu çerçeve içinde iş yaşamında belli bir faaliyetin içinde yer alanların ortak etik değerler arama ve bunlara uyma sözü vermelerinin mantıksal bir nedeni bulunamaz. Eğer etik kurallara uymanın nedeni erdemli davranmak gibi bireysel bir kaygı ise, niçin bir kişi bir başka kişinin iş yaşamında kendisi ile aynı etik ilkelerde buluşması ve onlara uymasıyla ilgilensin ki?
Bu konuşmamda iş yaşamında etik değerlere uymanın ve başkalarının da uymasını sağlamanın bir bireyci (individualist) için akılcı bir yol olduğunu göstermeye çalışacağım. Bunu yaparken de piyasalarda, özellikle mali piyasalarda çok karşılaşılan bazı iktisadi sorunları ele alacağım.
Konuya girmeden önce üç noktayı açıklığa kavuşturmam gerektiğini düşünüyorum:
Bu yazıda bireyci (individualist) deyimi, felsefi anlamına uygun olarak kullanılmıştır, dolayısıyla bencillikten (selfishness) farklıdır. Bireyci olmak kişinin içinde bulunduğu ortamla ilgilenmesini ona ilişkin değer yargıları oluşturması ile çelişmez, hatta bunları yapmasını gerekli kılar.
Kişilerin, özellikle bir meslek çalışanlarının, zamanın belli bir noktasında bir etik kurallar kümesi üzerinde uzlaşabildikleri bu kişilerin Ahlâksal Gerçekçi (Moral Realist) ya da İstenççi (Voluntarist) veya Kutsal Emir Kuramı (Divine Command Theory) yandaşı oldukları anlamına gelmez. Bir Ahlâksal Kuşkucu (Moral Skeptic) ya da Ahlâksal Görececi (Moral Relativist) de bu koşullarda aynı kurallar etrafında birleşilmesinin olanaklı olduğunu kabul eder.
İktisadın dayandığı temel dayanaklarından birisi etiktir. İktisadi sorunların çözümünde etik değerlendirmeler önemli yer tutar. Unutmamak gerekir ki, modern iktisadın kurucusu sayılan Adam Smith bir Ahlâk Felsefecisi idi.
Belirsizlik ve Etik Kurallar
Aracı kuruluşlara niçin gerek vardır? Ya da başka bir deyişle niçin insanlar mali yatırımlarını kendileri düşünüp yapacaklarına bir aracıdan yararlanırlar?
Bir mali yatırım kararı zaman boyutunu içerir. Karar bugün alınır, sonucu ise belli bir süre geçtikten sonra belli olur. Ama arada geçen süre içinde ortamsal koşullar da değişir. Dolayısıyla alınan kararın sonucu, bu değişikliklere bağlı olarak olumlu ya da olumsuz olabilir. Gelecekte neler olabileceğini hiç kimse kesin olarak bilemiyeceği için bu tür kararlar belirsizlik koşullarında alınmak zorundadır.
İnsanların bu tür kararları alabilmeleri için algıladıkları belirsizliğin makul düzeyde olması gerekir. Bu ise ileriye ilişkin öngörü yapabilme becerisini gerektirir. Aracı kuruluşların yatırımcıya sunduğu hizmet de ileriye ilişkin güvenilir öngörüler yapmak ve bunlar ışığında müşterilerine, onların çıkarlarına en uygun olan yatırım seçeneklerini sunmaktır.
Aracı kuruluşlar bu işlevlerini yerine getirdikleri ölçüde, menkul kıymet piyasasındaki belirsizlik, insanların kabul edebileceği düzeyde oluşur. Bu bir yandan mevcut yatırımcıları daha çok işlem yapmaya öte yandan da piyasaya girişi özendirir.
Bir aracı kuruluş açısından bu işlevin yerine getirilmesinin iki boyutu vardır. Bunlardan ilki teknik beceridir. Geleceğe ilişkin öngüler yapabilmek ciddi bir bilgi toplama ve bunları süreçten geçirme çabasını gerektirir. İkinci boyut ise aracı kuruluşun bu elde ettiği bilgilere dayanarak müşterisi için en uygun seçeneği bulup ona bunu sunma yükümlülüğünü tam anlamıyla yerine getirmesidir. Bu iki boyuttan birisi aksadığı takdirde, insanlar için belirsizlik artar hatta hoşgörebilecekleri düzeyi de aşabilir.
Bu konuşma açısından önem taşıyan ikinci boyuttur. Çizilen bu çerçeve içinde, insanların menkul kıymet piyasasında yatırım yapmalarını sağlayan aracı kuruluşların öngörü becerilerinin verdiği sınırlar içinde, onlara en uygun seçeneği sunacaklarına güvenmeleridir. Aracı kuruluşların bu güvenin yitirilmesine yol açabilecek davranışları, insanların bu piyasadan kaçmalarına neden olur. Burada vurgulanmak istenen nokta bir aracı kurumun, müşterisine daha iyi bir seçenek sunma olanağı varken, bunu sunmaması ya da sunmaktan kaçınmasıdır.
Aracı kuruluşun bu sorumluluğunu yerine getirmemesi iki farklı nedenden kaynaklanabilir. Bunlardan ilki aracı kuruluşun kusurlu eylemleri sonucunda yatırımcı ile yaptığı bağıta uymamış olmasıdır. Bu durumda yatırımcının yasal yollara başvurarak uğradığı zararın tazmini yoluna gitmesi söz konusu olacaktır.
Ancak, konumuz bağlamında daha önemli olan, aracı kuruluşun, yatırımcı ile yaptığı bağıta açıkça ters düşmeksizin, yatırımcının algıladığı belirsizliği artıracak biçimde davranmasıdır. Yatırımcının bağıt yaptığı aracı kuruluşun onun portföyünün getirisini artırabileceği halde bu yönde hiç bir gayret göstermediği izlenimini edindiğini düşünelim. Aracı kuruluş, müşterisiyle yaptığı bağıt çerçevesinde alım satım işlemlerini yapmakta, ancak müşterisinin durumunu iyileştirmeye özen göstermemektedir. Söz gelimi, bu müşterinin portföyünün getirisi benzer başka portföylerin altında kalmaktadır.
Bu durum, yatırımcı açısından belirsizliğin artması anlamına gelmektedir. Çünkü yatırımcının aracı kuruluş ile yaptığı bağıtın anlamı, yatırımcı tarafından tercih edilen getirilerin gerçekleşmesinin yüksek olasılık taşıdığı bir ortamda olduğu güvencesini almış olmasıdır. Yatırımcının tercih etmediği portföy getiri oranlarının gerçekleşme olasılığının diğerlerine yakın olduğu bir ortam, onun için belirsizliğin artması anlamına gelir[2]. Belirsizlikteki bu artış yatırımcının ayırdetme eşiğini (threshold) aşarsa, bu piyasadaki tutumunun değişmesi olasılığı yükselecektir.
Bu tutum değişikliği kendisini iki biçimde gösterebilir. Yatırımcı iş yaptığı aracı kuruluşu değiştirebilir ya da bu piyasadan çıkarak tasarrufunu başka piyasalarda (söz gelimi mevduat ya da başka bir ülkenin menkul kıymetler piyasası gibi) değerlendirme yoluna gidebilir. İlk seçenekte, söz konusu aracı kuruluşun durumu etkilenmekte, ancak piyasa açısından bir değişiklik olmamakta, yani yatırımcı piyasada kalmaktadır.
İkinci biçimdeki davranış değişikliğinin yatırımcılar arasında yaygınlaşması ise menkul kıymetler piyasası açısından olumsuz sonuçlar doğuracaktır. Yatırımcıların azalması, verilen alım/satım emirlerinin sayısını ve/veya miktarını düşürecektir. Verilen emir sayısı azalması ve bir kaç fiyatta toplanması piyasanın incelmiş, (thin market) olması demektir. Piyasada işlem sıklığının düşmesi, aracı kuruluşların bir işlem sonunda beliren fiyatın ne anlama geldiğini anlamalarını zorlaştıracaktır. Bu durumda aracı kuruluşlar fiyat hareketlerinin yönünü kestirmekte zorlanacaklardır. Dolayısıyla piyasanın incelmesi, bu defa aracı kuruluşlar için belirsizliği artıracaktır, [Garbade(1982, s. 492-502)].
Öte yandan işlem hacminin düşmesi ise piyasanın sığlaşmasına yol açacaktır, (shallow market). Bu da piyasadaki geçici fiyat hareketlerinin istikrarı bozucu etkisini artıracak, bu da aracı kuruluşlar için belirsizliği artıracaktır. (Bu bakış açısından hareketle belirsizliğin ölçülmesi konusundaki öncü katkı için Shannon(1948)'e bakılabilir.)
Aracı kuruluşlar için belirsizliğin arttığı bir piyasanın yatırımcılar için daha da belirsiz olacağı açıktır. Bu da menkul kıymetler piyasasının yatırımcı için çekiciliğini daha da azaltacaktır. Bu karşılıklı etkileşim sürecinin devamı ise piyasanın aracı kuruluşların kârlı bir biçimde çalışamalarına izin vermeyecek kadar daralmasına yol açabilir.
Bu mantıklamadan da görüleceği üzere, müşterisinin çıkarını korumak yükümlülüğünü yerine getirmeyen aracı kuruluşların varlığı sonunda piyasadaki diğer aracı kuruluşların da işlerinin bozulmasına yol açmaktadır.
Bakışımsız Bilgi Sorunu: Ters Seçme
Yukarıda varılan sonuç yatırımcının piyasadan çıkması olgusuna dayanmaktaydı. Bu bölümde üzerinde durulacağı üzere bu ayrıklı bir durumu ifade etmemektedir. Tam tersine, özellikle bir piyasadaki alıcılar ve satıcılar arasında bilgi farklılıkları olduğu durumlarda bu sonucun çıkacağı genel kabul görmektedir. İktisatta bakışımsız bilgi (asymmetric information) sorunu olarak bilinen bu konunun önemi yakın yıllarda çok daha iyi anlaşılmış ve bu konuyu bulup geliştiren üç Amerikalı iktisatçı George A. Akerloff, A. Michael Spence ve Joseph E. Stiglitz geçen yıl bu katkılarından dolayı Nobel iktisat ödülü almışlardır.
Şimdi yukarıda ele aldığımız soruna dönelim. Menkul kıymetler piyasasında faaliyet gösteren iki tür aracı kuruluş olsun. Bunlardan ilk grupta yer alanlar müşterilerine iyi hizmet verebilmek için canla başla çalışsınlar ve bunun karşılığında da belli bir kazanç elde etmeyi umuyor olsunlar. İkinci gruptaki aracı kuruluşlar ise daha az özenli hizmet sunuyor ve buna karşılık da daha düşük kazanca razı olsunlar. Yatırımcıların ise aracı kuruluşları niteliklerine göre ayırd edebilecek bilgisi olmadığını varsayalım. Bu durumda, yatırımcılar piyasada verilen hizmetin kalitesini daha önceki deneyimlere (kendilerinin ya da başkalarının) bakarak değerlendireceklerdir. Bu da kabaca piyasadaki hizmetin ortalama kalitesini yansıtacaktır.
Bu durumda, müşterilerine iyi hizmet veren aracı kuruluşların bekledikleri kazancı elde etmesi olanaksızdır. Çünkü daha düşük kazanç elde etmeye razı olan görece kalitesiz hizmet sunan aracı kuruluşların rekabeti onların bekledikleri kazancı elde etmelerini engelleyecektir. Bu durum kaliteli hizmet sunan aracı kuruluşların piyasadan çekilmesine ve dolayısıyla ortalama hizmet kalitesinin düşmesine yol açacaktır. Bu durumda hem hizmet kalitesinden memnun olmayan bazı yatırımcılar da piyasadan çekileceklerdir. İktisatta buna ters seçim (adverse selection) sorunu denilmektedir. Piyasanın bu biçimde erimesinde, yatırımcıların bilgi eksikliğinin yanı sıra niteliksiz hizmet veren aracı kuruluşların var olması büyük önem taşımaktadır.
Dikkat edilirse bu olay gerçekleştiğinde sadece düşük kaliteli hizmet sunan aracı kuruluşlar zarara uğramamaktadır. Onların yanı sıra nitelikli hizmet veren aracı kuruluşlar ve onların bu hizmetinden yararlanamayan yatırımcılar da zarara uğramaktadır.
Dışsal Zarar Kavramı
Menkul kıymetler piyasasında bir grup aracı kuruluşun, müşterilerinin çıkarlarını koruyacak yönde yeterince titizlik göstermediğini düşünelim. Bu kuruluşlar yatırımcılar tarafından biliniyor ve ötekilerden ayırd edilebiliyorsa piyasanın işleyişi açısından fazla bir sorun olmayacaktır. Yatırımcılar onlarla iş yapmayacak ve kaliteli hizmet sunan aracı kuruluşlarla bağıt yapmaya yöneleceklerdir. Ancak, çoğu kez bu tür olaylar müşterilerde tüm aracı kuruluşlara karşı bir çekingenlik doğmasına yol açmaktadır. Başka bir deyişle, yatırımcılar bu tür davranışların diğer aracı kurumlarda da olabileceği kaygısına kapılabilmektedirler.
Müşterisine karşı etik sorumluluğunu yerine getirmeyen bir aracı kuruluş, diğer aracı kuruluşların da saygınlığını zedeleyerek onlara da zarar vermektedir. Söz konusu aracı kuruluş, sorumluluklarını tam olarak yerine getirmekte olanlar için olumsuz bir dışsallık (negative externality) yaratmaktadır.
Bu durumda, bir aracı kuruluşun etik sorumluluklarını yerine getirmesi piyasada saygın bir kurum olarak varlığını sürdürmesine yetmemektedir. Bu kuruluşun itibarını kazanabilmesi için, diğer kuruluşların ona verdiği zararın ortadan kaldırılması ile olanaklıdır. Bu ise ya onların da etik sorumluluklarını tümüyle yerine getirmeleri ya da tasfiye olmalarının sağlanmasıyla olanaklıdır.
SONUÇ
Menkul kıymetler piyasasında bir aracı kuruluşun bir müşterisi ile yaptığı bağıttan kaynaklanan yükümlülüklerini tam anlamıyla yerine getirmekten kaçınmasının piyasa ölçeğinde olumsuz etki yaratması olasılığı yüksektir. Çünkü bu nedenle yatırımcının güvenini yitirmesi, onun algıladığı belirsizliği artırmaktadır. Böyle olunca da bu yatırımcı davranışını değiştirmektedir. Bu davranış değişikliği bir yandan piyasayı doğrudan etkilerken, öte yandan da dolaylı olarak başka karar alıcıların da davranışlarının da değişmesine yol açmaktadır. Daha önce de belirttiğim üzere bu menkul kıymetler piyasasının işleyişini olumsuz yönde etkilemektedir.
Böyle olunca bir aracı kuruluşun müşterisine verdiği sözü yerine getirip getirmediği sadece onu ve müşterisini ilgilendiren bir olay olarak düşünülemez. Bu durumda aracı kuruluşların müşterileri ile bağıt yaparken gerçekleştiremeyecekleri sözleri vermemeleri, verdikleri sözleri ise harfiyen ve her zaman yerine getirmelerinin sağlanması gerekir. Bunu yasal yollarla yapmak olanaksızdır. Çünkü tüm bağıtlar için akla gelebilecek tüm bozulma olasılıklarını hesaba katan bir yasal düzenleme sonsuz maddeden oluşacaktır.
O halde bu amaca varabilmek için uygun yaklaşım aracı kuruluşların bu davranışı kendiliklerinden benimsemelerini sağlamaktır. Bu konuşmamda aracı kuruluşların olayın bütününe dikkatle baktıkları için böyle bir davranışı benimsemelerini gerektiren durumların varlığına dikkati çektim. Bu durumlarda bir aracı kuruluşun davranışı, sonuçta piyasasının işleyişi bozmakta ve bu yolla da diğer aracı kurumların çıkarını zedelemektedir. Bu tür davranışlardan kaçınmak ve başkalarının da kaçınmasını temin etmek bu durumda kendi çıkarlarını koruyan (bireyci) her aracı kuruluş için akılcı davranışın gereğidir.
Yukarıda değinilen türdeki sorunlar ortaya konulduğunda her aracı kuruluşun akılcı bir değerlendirme sonunda uyması ve uyulması gerektiğinde birleştiği bir kurallar kümesi ortaya çıkacaktır. İşte aracı kuruluşlar için etik değerler bunlardır.
Bu etik değerler kümesinin yapay olarak genişletilmesinin, yani aracı kuruluşların tümü tarafından paylaşılmayan bir ilkenin eklenmesinin, uygulamada hiç bir yarar sağlamayacaktır. Çünkü yasaların yanı sıra etik değerlere gerek duyulmasının en önemli nedeni, bunlara uyumun kendiliğinden olma özelliğidir. Bu nedenle de bir meslek dalında etik değerlerin kapsadığı alan genişledikçe yasal düzenleme ve yasal yollara başvurma gereği azalır. O alanda piyasanın işleme maliyetleri düşer. Olaya böyle bakıldığında, ilgililerin tümünün benimsemediği bir kural, etik değer niteliğini kazanamaz.
KAYNAKLAR
Akerlof, George (1970): The Market for Lemons: Quality Uncertainty and Market Mechanism, Quarterly Journal of Economics, Vol. 89, s. 488-500.
Garbade, Kenneth (1982): Securities Markets, McGraw Hill, New York.
Shannon, Claude Elwood (1948): A Mathematical Theory of Communication, The Bell System Technical Journal, Vol. 27, pp. 379-423, July and corrections pp. 623-656, October.
Hasan ERSEL
Yapı ve Kredi Bankası Genel Müdür Başyardımcısı
[1] Bu yazıda ileri sürülen görüşler kişisel olup, yazarın ilişkili olduğu kurumu bağlamaz. Yazar eleştiri ve önerileri için, kalan eksikler ve hatalardan dolayı bir sorumluluk yüklemeksizin, Belma Fırat Ersü ve Salih Başağa'ya teşekkür eder.
[2]Her farklı getirinin yatırımcı için yeni bir bilgidir. Bu durumda yatırımcıya ulaşan getiri oranlarının alabileceği değerlerin izgesinin (spectrum) genişlemesi, yatırımcının içinde bulunduğu ortama ilişkin olarak elde ettiği bilgilerin farklılaşması anlamına gelecektir. Bunun anlamı ise ortamı betimleyen bilgilerin farklılaşmasıdır. Bu ise yatırımcının ortamı daha bulanık bir biçimde görmesine yol açacaktır. Bunun anlamı ise ortamın yatırımcı için daha belirsiz olmasıdır.
İki ortamı ele alalım. İlk ortamda yatırımcı portföyünün reel getirisinin % 9 ile % 12 arasında değiştiğini gözlesin. Bu getiri oranları izgesi içinde herhangi birisinin gerçekleşmesi olasılığı ise eşit olsun. İkinci durumda ise bu izgenin % -18 ile + %15 arasında değiştiğini ve yine olasılıkların birörnek dağıldığını varsayalım. Bu iki durumu karşılaştıran yatırımcı ikinci durumun, ilkine oranla çok daha fazla belirsizlik içerdiği sonucuna varacaktır.