![]() |
SERMAYE PİYASASINDA MESLEKİ/ETİK KURALLAR VE YATIRIMCI HAKLARI PANELİ KONUŞMASI İstanbul, 6 Mart 2002 |
Sayın Başkan, Değerli Konuklar,
1998 yılında Borsa Uzmanları Derneğinin düzenlemiş olduğu Sermaye Piyasalarında Etik Değerler Panelinde yine konuşmacıydım. O panelde etik değerler tanımını yapmaya çalışmış, ve etik değerlerin kelime anlamı veya kökeni itibarıyla ahlaki değerler olmadığını, uyulmaması durumunda yaptırımla karşılaşılacak mesleki kurallar olduğunu söylemeye çalışmıştım. Nasıl gazetecilik etik değerleri veya avukatlık, doktorluk mesleğinin etik değerleri varsa, sermaye piyasalarında da etik değerler olduğunu ve bu meslek kurallarına uyulmazsa yaptırımlarla karşı karşıya kalınması gerektiğini belirtmiştim. O gün konuşmamın sonunda, "Umarım bir gün kitapçıları dolaşırken, sermaye piyasaları etik değerleri el kitabını bulabiliriz" diye sözlerimi bitirmiştim.
4 yıl aradan sonra hala bir etik değerler el kitabı yok. Ama şikayetçi olduğum anlamına gelmesin. Artık Türk Sermaye Piyasaları Aracı Kuruluşlar Birliği üyelerinin sermaye piyasası faaliyetlerini yürütürken uyacakları meslek kuralları yönetmeliği var. Bu yönetmelik hakkında görüşlerimi daha sonra açıklamaya çalışacağım. Ama en azından başlangıç olarak şunu söyleyebilirim:
Bu konuşmaya hazırlanırken diğer ülkelerde "Code of ethics" denilen meslek kurallarını da araştırmaya çalıştım. Amerika ve İngiltere gibi sermaye piyasalarının geliştiği ülkelerdeki meslek kuralları şüphesiz diğer ülkelere de yol gösteriyordu. Bizim birliğimiz de bundan şüphesiz etkilenmiştir. Ama daha ilginç olan, mesela Yeni Zelanda ve Avusturalya sermaye piyasaları etik değerler yönetmeliğinin bizim etik değerler yönetmeliğinden hiç de farklı olmadığını fark etmem oldu. Hatta denilebilir ki, birliğin hazırladığı yönetmelik bunlardan daha da kapsamlıydı. Bu anlamda Türk Sermaye Piyasalarının geldiği bu nokta çok sevindirici olmuştur. Peki bu yönetmelik çıkınca tüm sorunlarımız halloldu mu? Buna olumlu cevap vermek son derece zor. Ama bu konuya daha sonra değineceğim.
Bu günkü konuşmamın ana hatlarını vermek istiyorum. Öncelikle ve çok detaya girmeden sermaye piyasalarında etik değerler ihlallerini sermaye piyasalarının tarafları açısından örneklerle vermek istiyorum. Burada mesela şirket sahipleri, basının rolü, bürokratlar ve siyasiler konusunda detaya girmeyeceğim ama örnekler vereceğim. Panelimizin konusu sermaye piyasaları olduğu için ben de örnekleri sadece bu konuda ve mesleki kurallar olarak daraltmayı uygun buldum. Başka türlü Türk Ceza Kanununun dolandırıcılık, emniyeti suistimal veya sermaye piyasalarının manipülasyon ve içerden bilgi ticareti veya daha başka özel kanunlardan düzenlenmiş hükümlerini açıklamam gerekirdi ki, bunlar da 15 dakikalık bir süreye sığdırılacak konular değildir.
Bu bölümde;
Tekrar etmediğimi umarak mümkün mertebe manipülasyon, içerden bilgi ticareti, örtülü kazanç aktarımı, kamu görevlilerinin sır saklama yükümlülükleri gibi ayrı maddeler halinde düzenlenmiş konuları bu konuşmama almamaya çalışacağımı söylemek isterim. Yine de bunlardan tamamiyle kaçınmak mümkün değildir. Meslek kurallarıyla bu maddeler kimi zaman tam olarak örtüşmektedir. Bu örnekleri verdikten sonra, birliğin çıkartmış olduğu meslek kurallarının bu ihlalleri ne ölçüde giderebileceğine bakmak istiyorum. Daha sonra etik değerler ihlallerini önlemek için başka ne yapılabileceği konusuna değinmek istiyorum. En son olarak da genel bir değerlendirme ile konuşmamı bitireceğim.
Banka Aracı Kurum arasındaki ilişkiler:
Ticari bankacılık ile yatırım bankacılığı ayırımı yapılması, 1929 yılındaki büyük bunalımdan sonra gündeme gelmiş ve Çin Seddi olarak da adlandırılan Glass-Seagull yasası çıkartılmıştır. Bu ayırım sebepsiz değildi. Mali piyasaların iki ayrı bölümü olan para piyasaları ile sermaye piyasaları arasında çıkar çatışmaları vardı ve bunların birbirinden ayrılması zorunluydu. Bugün her ne kadar eskisi kadar sert kurallar yoksa da ayırım yine de kalın çizgilerle devam etmektedir. Bu ayırımı SPK'da Türk Kanunlarının kendisine verdiği veya vermediği yetkilerle haklı olarak 1996 yılında yapmaya çalışmışsa da başarılı olamamıştır. SPK'nın bu konudaki çabasının haklılığı son krizde bir kez daha ortaya çıkmıştır.
Banka ve aracı kurumlar arasında uygulamada görünen etik kural ihlallerine örnek vermeye çalışırsak:
Bilgi açısından sorunlar vardır. Bankalar iştirak veya kredi ilişkisi çerçevesinde diğer şirketlerin mali yapılarına herkesten daha çok ve daha önce vakıflardır. Burada içerden bilgi ticareti iddiasında değilim ama bilgi açısından sorun vardır.
SPK mevzuatına göre aracı kuruluşlar kendi öz kaynaklarının %50'si kadar kredi verebilirler, geri kalanını bankalardan almak zorundadırlar. Bu hem bankaların aracı kurumların tüm mali yapılarının bankalar tarafından öğrenilmesine, hem de kredi hacimlerinin müşteri bilgilerinin öğrenilmesine yol açmaktadır. Bankaların aldıkları teminatlar konusunda SPK'nın kontrol imkanı yoktur. Birliğin de yoktur. Bu teminatlar borsa düşüşlerinde öncelikle satılabilir. Düşüş daha da hızlanabilir. Bankalar daha sonra teminat çağrısında bulunabilir.
Bankalar önce kendi portföylerindeki hisseleri satabilir, daha sonra da aracı kurumlara verilen kredi faizlerini yükseltip satışa zorlar. Bundan kar sağlayabilir. Bunun ekonomi mantığına aykırı olduğunu düşünebilirsiniz ama 2-3 yılda bir yapılsa bunu kimse hatırlamaz.
Kredi şartları zorlaştırılır, düşen fiyatlardan portföy oluşturulur, daha sonra kredi şartları yumuşatılarak borsanın yükselmesi sağlanır ve kar edilir.
Bazı senetlere kredi daha rahat verilir veya aniden zorlaştırılabilir.
Krediyi veren bankadır ve sözleşme ile banka satış hakkını alabilmektedir. Bankalar bu tip sözleşme ve menkul kıymet rehni ile işlemlerini rahatlıkla yapabilirken, aracı kurumlar SPK mevzuatı çerçevesinde bildirim yükümlüğündedir. Bu da haksız rekabete yol açar.
Banka sahipleri arasında bazen problem olur, bazı şirketleri teminat kapsamından çıkartabilirler, bu da fiyat hareketlerine yol açar. Bu manipülasyon da değildir.
Haksız rekabet sadece bilgiler bakımından değildir. Şube, irtibat büroları, kredi hacmi, reklamların banka bütçesinden karşılanması, T+1 veya T uygulamaları, komisyon iadeleri konusundaki rahatlık bakımından da haksız rekabet vardır. Bütün bunları şikayet anlamında söylemiyorum. Ben ideal bir toplumda yaşamadığımın farkındayım.
Bankaların bu ekonomideki önemleri, güçleri ve güçsüzlükleri son krizde ortaya çıktı. Ben bu realiteyi kabul ediyorum. Benim önerim bunun toplum yararına düzenlenmesi gerekliliğidir. Bankalara gelen bir darbenin tüm toplumu nasıl etkilediği düşünülürse önerimin önemi ortaya çıkar.
Aracı Kurum-Yatırımcı arasındaki ilişkiler:
1-Kredi ilişkisi biraz önce anlattığım banka aracı kurum ilişkisi gibidir. Aynı şeyler burada geçerlidir.
2-Müşteri ordinosu büyüklüğü fiyatları etkileyebilecek güçte ise aracı kurum kendisi için öncelikle pozisyon alabilir.
3-Yanlış yönlendirme, Konya Çimento örn. Broker Reha'nın anıları.
4-Yetersiz personel kullanımı.
5-Uyarı yapılmaması.
6-Halka arzda kendi önceliği.
7-Vekalet ilişkisinin kötüye kullanılması. Her ne kadar SPK ve birlik bunu önlemeye çalışsa da kurum dışı vekaletle bu yasak aşılabilir.
8-Personelin kendisine işlem yapması.
9-Yetersiz araştırma, yetersiz bilgi verilmesi; BJK örneği.
Aracı Kurumların birbirleriyle ilişkileri:
Eleman transferi.
Grup halinde transfer.
Müşteri kapmaya çalışma.
Haksız dedikodu.
Yatırım fonu uygulamaları:
1-Yatırım fonları içerisindeki yüksek faizli borçlanma senetlerinin fonlardan çıkartılması, enflasyon kadar getiri. İslami bankacılık örneği.
2-Daha fazla getiri getirecek senetlerin portföyden çıkarılması.
3-İştiraklerin portföye alınması.
4-Çok ve gereksiz işlem yapılması, yüksek komisyon elde edilmesi.
5-Yetersiz araştırma.
6-Hediye-rüşvet ile portföye mal alınması. Emlak Bankası olayı.
Yatırım ortaklıkları:
1-İştiraklerin portföye alınması.
2-Yüksek getirili kıymetlerin çıkartılması.
3-Yetersiz eleman ve danışman istihdamı.
4-Yüksek ücretle gereksiz işlemler, yüksek yönetim giderleri.
5-Öncelikle kendine mal alınması.
Komisyonlar:
Haksız komisyon iadesi, hediyeler
T+1 veya T uygulaması
Şirket sahibi uygulamaları:
Çoğunlukla örtülü kazanç aktarımı.
Yüksek ücret, bağış.
Kamuyu aydınlatma ilkesine aykırılık.
Halka arz da spekülatöre blok mal verme veya ucuza mal verme.
Küçük ortak haklarının ihlali.
Yatırım danışmanı ve portföy yöneticisi:
Kendine işlem, öncelikle işlem ve pozisyon.
Yetersiz personel.
Dedikodu ile işlem.
Hediye alınması.
Kamu yöneticileri, siyasi karar mekanizmaları:
Elçi örneği.
Politikacı eşi.
İbrahim Betil anıları.
Banka-Holding Basın ilişkileri:
Rakip hisseleri kötüleme, yanlış yönlendirme:
Bütün bu anlattıklarım moralinizi bozmasın çünkü birliğin yönetmeliği çıktı.
Bu yönetmeliğe göre kurumlar:
Aracı Kurumlar
Bu yönetmelikte benim gördüğüm tek eksiklik fazla ve gereksiz işler hakkında hüküm getirilmemiş olmasıdır. Aslında böyle kapsamlı ve güzel düzenlenmiş bir yönetmeliği eleştirmem mümkün değil. Yine de ben anayasa hukuku dersinde verilmiş bir örneği hatırlatmadan geçemeyeceğim. Dört dörtlük hazırlanmış, İnsan haklarına saygılı, yöneticilerden hesap sorulduğu feed-back mekanizmalarının çalıştırdığı çağdaş bir anayasa örneği verilmişti. Hepimiz hayran kalmıştık. Meğerse o sırada Güney Amerika' da en katı diktatörlüğün yaşandığı ülkenin anayasası imiş. Aslında sermaye piyasalarında etik değerlerin yerleşmesi, tüm piyasa tarafından sahiplenmesi ve sektörde oto kontrol mekanizmasının kurulmasıyla mümkündür. Bu kontrol mekanizmalarının dışında borsanın derinleşmesi, halka açıklığın artması, hacmin artması, küçük ortak haklarının geliştirilmesi bu yönetmelikler kadar önemlidir.
Etik değerlerin yerleştirilmesi, sadece yabancı yatırımcılar için değildir. Bu tüm yatırımcıları ilgilendiren bir konudur. Borsanın derinleşmesinde, hacmin artmasında ve yatırım entsrümanları içerisinde hak ettiği yeri almasında, etik değerler konusu kilit bir rol almaktadır ve sermaye piyasalarında etik değerlerin gelişmişlik düzeyi o piyasadaki teknolojik gelişim kadar önem kazanmaktadır. Etik değerlerin oluşturulmasının en önemli ayağı eğitimdir. Ülkemizin genç borsasının genç çalışanlarının etik değerler konusunda tam ve yeterli eğitimi aldıklarını söylemek kolay değil. Bu bakımdan Lisanslama enstitüsü bu açığı kapatacak bir kurum olabilir. Sermaye piyasası etik değerlerinin daha etkin öğretilmesi şüphesiz sektörde ihtiyaç duyulan oto kontrol mekanizmasının kurulmasına da hizmet edecektir.
Kanuni alt yapının tamamlanması da etik değerlerin yerleştirilmesinde önemli rollerden birini oluşturmaktadır. İhtiyaçlar paralelinde mevcut hukuki başlıkların doldurulması ve haksız kazançların önüne geçilmesi aynı zamanda güven unsuru temini için de gereklidir. Burada bir kaç noktadan bahsetmek istiyorum:
Müşteri bazında işlem yapma, müşteri numarasıyla işlem yapılması bir çok sorunun çözümüne yardımcı olacaktır.
Fonların ve yatırım ortaklıklarının işlem hacimlerinin ilan edilmesi gereksiz ve yoğun işlemleri azaltabilir.
Takasbank' ın güçlendirilmesi önemlidir. Takasbank önümüzdeki dönemde sermaye piyasalarının en önemli kurumu haline gelecektir. Aracı kurumlar ve bankalar Takasbank'ın hissedarlarıdırlar ve Takasbank kendi adına işlem de yapmamaktadır. Bu banka kaynaklarının kullanılması, SPK mevzuatının değişmesi sonucu bu kaynakların aracı kurumlar tarafından daha fazla kullanılması çıkar çatışmalarını azaltacak bir çözüm olarak gündeme gelecektir.
Komisyon iadeleri, sistemi çok zayıflatmıştır. Müşteri kazanmanın yolu komisyon rekabetiyle olmamalıdır. Belki de tüm aracı kurumların yatırım fonlarının olması rekabeti getirinin yüksekliğine, performansa, daha iyi araştırma bölümlerinin oluşmasına yol açacaktır.
Türkiye'de popülist uygulamalar SPK ve Borsayı da zorlamaktadır. Artık küçük yatırımcı hakları neredeyse küçük yatırımcı tahakkümü haline gelmektedir. Bence artık yatırımcı hakları kadar küçük ortak hakları üzerine eğilme zamanı gelmiştir.
Kurallara uymak konusunda gerekli titizliği göstermekten her zaman kaçınmış olan bir ülkede yeni kurallar koymak ve bunların benimsenmesini sağlamak çok uzun soluklu bir uğraşı gerektirmektedir. Kurulmak istenen düzen, bu nedenle sabır ve sadakate çok büyük ölçüde ihtiyaç duymaktadır.
Sermaye piyasalarında etik değerlerin yerleştirilmesi ve oto kontrol mekanizmasının kurulmasında çalışanların çabası yanında yatırımcı ilgisine de ihtiyaç duyulmaktadır. Daha ilgili ve bilgili yatırımcı kitlesinin oluşturulması piyasadaki oto kontrol mekanizmasını da kendiliğinden kuvvetlendirecektir.
Son olarak şunu söylemek istiyorum; ekonomi yönetiminde bulunan insanların ve sermaye piyasası profesyonellerinin aynı zamanda içinde yaşadıkları ekonominin işleyişine dair sosyal sorumlulukları da bulunmaktadır. Verilen kararlar ve yapılan açıklamalarda bu sosyol sorumluluk göz önüne alınmalı ve zarar verilecek davranışlardan etik kurallar çerçevesinde kaçınılmalıdır. Hiç bir banka ve aracı kurum birbirinin düşmanı değil. Onlardan her hangi birinde oluşabilecek bir sorun hepimizi ilgilendirecektir. Hiç bir banka veya aracı kurum "Ben bu piyasanın en büyüğüyüm, diğerleri yok olduğunda ben daha fazla kazanacağım" diyemez. Bunun böyle olmadığını son 1,5 yıl bize çok iyi öğretti. Benim rakibim ne kadar iyi olursa, ben de daha iyi olmalıyım demeye başladığımızda, pastada rakibimin aldığı payı ben almalıyım yerine, pastayı nasıl daha büyüterek ben de daha fazla pasta yiyebilirim, benim ülkem de toplumum da kazanır diye düşünmeye başladığımızda, bence sosyal ekonominin gereklerini yerine getirmiş olacağız ve daha iyi bir sermaye piyasasının parçası olmanın gururunu yaşayacağız.
Adnan CEZAİRLİ
Toros Men. Değ. Y. K. Başkanı