“AVRUPA
BİRLİĞİ YOLUNDAKİ TÜRK SERMAYE PİYASALARI :
FIRSATLAR VE TEHDİTLER” PANELİ
6
HAZİRAN 2007, İSTANBUL
Sayın Başkan söz verdiğiniz için teşekkür ederim. Konuşmama
başlamadan önce tüm konuşmacıları ve bizleri dinleyenleri Türkiye Sermaye
Piyasası Aracı Kuruluşları Birliği ve şahsım adına saygı ile selamlıyorum.
Benim eşleştirmeden anladığım Türk Sermaye Piyasasının
Avrupa ülkeleri ile aynı ve uyumlu bir düzenleme seviyesine gelmesidir. Bunu
yapmaktaki amacımız Avrupa Birliğine üye ülkedeki sermeye piyasasının asgari
şartlar itibariyle bir birlerine benzemesini sağlamaktır. Bu demektir ki
ürünler itibariyle, kurumlar itibariyle benzerliği sağlamamız lazım.
Sermaye piyasamızda iki farklı kurumun
faaliyet gösterdiğini görmekteyiz.
·
Aracı Kurumlar
·
Ve Bankalar
Aracı kurumları da kendi içinde yerli – yabancı, banka
kökenli olan – olmayan ve yaptıkları işlem hacmi ve teşkilat yapılarına göre
büyük ve küçük diye ayırmamız mümkündür.,
Piyasadaki bu kurumların faaliyet alanlarına baktığımızda
zaman içinde başta amaçlanmayan bir yapının ortaya çıktığını görüyoruz. Şöyle
ki,
Bildiğiniz gibi bugün uygulanmakta olan sermaye piyasası mevzuatı
ve kurallar bütünü 1980’lerin başında bir tepki kanunu olarak çıkarılan Sermaye
Piyasası Kanuna dayanmaktadır. Her zaman mensubu olmaktan onur ve gurur
duyduğum Sermaye Piyasasının bir yeni uzmanı olarak o tarihlerde kanunun SPK ya
verdiği yetkilere göre bir sermaye piyasası düzenledik. O zamanki anlayış
çerçevesinde aracı kurumlarımızı son derece kısıtlayıcı kurallarla çalışabilecek
bir faaliyet alanı tanımladık. Temel olarak yaptığımız şey aracı kurumları bir
alım satım komisyoncusu olarak tanımlamak ve hiç bir şekilde bilanço kullanımı
gerektirecek faaliyetlerin içine sokmamaktı. Bu çerçevede aracı kurumlar için
çok uzun bir “yapamayacakları işler” listesi düzenledik. Bu liste tabii ki
zaman içinde değişti, bilanço kullanmayı gerektirecek bazı faaliyet alanlarına
da izin verildi. Ancak aracılık faaliyetleri düzenlememiz halen 25 sene önce
hazırlanan düzenlemeleri üzerine oturmaktadır.
Şimdi bu düzenlemelere bir daha bakalım:
Aracı kurumlarımız temelde 3 alanda faaliyet göstererek
kazançlarını temin etmektedirler.
1. Kurumsal
Finansman işlemleri: bu alana bakınca halka arzları ve danışmanlıkları
görmekteyiz. Bu alanda herkes para kazanabilmekte midir. Hayır. Hepimizin
bildiği gibi bu işleri sadece büyük aracı kurumlar yapmaktadır. Bu işlerin de
büyük olanları yabancı aracı kurumların Türkiye ye olan ilgilerinin son
yıllarda artması ile birlikte yurt dışına kaymaktadır. Bazı ihraçcılar ise işi doğrudan doğruya Londra’ya vermekte,
Londra’daki firma daha sonra dönüp halka arzın bir kısmını yurt içinde
sattırmakta ve satış komisyonunun küçük bir kısmını aracı kurumlarımıza
vermektedir. Demek ki kurumsal finansman faaliyet alanından çok fazla bir şey
kazanmak aracı kurumlarımızın büyük bir çoğunluğu için mümkün değildir.
2. ikinci
faaliyet alanı Hazine bonosu ve devlet tahvili alım satımı ve ona dayalı
olarak yapılan Repo işleridir. Ancak bu işte de aracı kurumların
başarılı olması mümkün değildir. Bilindiği üzere bankalarımız tuttukları yüksek
portföyler nedeniyle daha rekabetçi fiyatlarla bu ürünü sunabilmektedirler.
Demek ki bir kaç tane aracı kurumu dışarıda bırakırsak bu alandan da aracı
kurumlarımızın önemli bir kazanç sağlaması mümkün değildir.
3. ve son
olarak en önemli ve yaygın faaliyet alanına bakarsak, alım satım
aracılığını görürüz. Bütün aracı kurumların en yaygın olarak ve önünde
herhangi bir sınırlama olmaksızın yaptığı iş budur. Hatta bu alanda bir tekelin
de sahibidirler. Zira bankalar bu işi yapamamaktadırlar.
Görüldüğü üzere, aracı kurumlar bu üç faaliyet alanından
başka bir iş yapmamaktadırlar, yapamamaktadırlar.
Peki eşleştirmeye çalıştığımız Avrupa ülkelerinde aracı
kurumlar sadece bu işleri mi yapıyorlar. Tabii ki hayır. Çok çeşitli ürün ve
hizmetler alanında iş ve işlemler yapabilmektedirler. Size çok basit bir örnek vermek isterim. Örneğin şu anda aracı
kurumlarımız sadece Vadeli İşlemler Borsasındaki vadeli enstrümanlara aracılık
edebilmektedirler ve tezgah üstü (standart dışı) vadeli işlemler
yapamamaktadırlar. Buna benzer örnekleri artırabiliriz.
Aracı kurumlar bu işleri yapamıyor ama bu ürünler Türk
sermaye piyasasında yok mu? İşte konuşmamın başında sözünü ettiğim başta
amaçlanmayan yapı burada karşımıza çıkmaktadır. Tabii ki bu ürünler var.
Örneğin Türk bankalarının hepsi bu ürünleri satabilmektedir. Ayrıca yine bu ve
benzeri ürünleri kullanmak isteyen müşteriler rahatlıkla örneğin Londra daki
aracı kuruma gitmekte ve istediği ürünü almaktadır.
Bu örneği bir gerçeği daha iyi vurgulamak için verdim. Yoksa
herhangi bir faaliyet alanında aracı kurumlara serbestlik sağlamak maksadıyla
değil. Vurgulamak istediğim eşleştirme çalışmalarını bir fırsat olarak görmek
lazım. Artık aracı kurumların faaliyet alanını daha geniş tanımlamak lazım.
Aracı kurumlarımız Londra da bir aracı kurum ne yapabiliyorsa, veya
bankalarımız sermaye piyasası alanında ne yapabiliyorsa aynısını yapabilmeli.
Tabii ki bu sınırları çizerken maceraya imkan vermemek lazım. Sermaye yeterlik
şartları, emniyet tedbirleri bu faaliyet dallarına göre baştan
değelendirilmedir. Ama sonuçta yapabilene de imkan verilmelidir. Tam rekabetin
önündeki engeller hem içerdeki oyuncular için hem de dışardan gelecekler için
kaldırılmalıdır.
Eşleştirme çalışmalarını fırsat bilerek bugün hiç zaman
kaybetmeden aracı kurumların tabi oldukları düzeni “bugün ilk defa baştan
kuruyormuş” gibi hemen masaya yatırmalı ve yeni bir düzeni tanımlamalıyız. AB
tüzük, direktif ya da kararları bunları bize şart koşsa da koşmasa da bizim
bunları yapmamız lazım.
Aynı sınırlayıcı yapıyı ürünler de de
görüyoruz. Ürünler tüm ayrıntıları ile SPK tebliğlerinde düzenlenmiştir. Bu
ayrıntıların dışına çıkmanız mümkün değildir. Bu ise yenilik yaratmaya veya en
azından batıda yeni çıkmış bir ürünü uygulama imkanını tümüyle ortadan
kaldırmaktadır. Daha iyi anlaşılmak için konuyu bir kaç örnekle açıklamak
istiyorum. Örneğin eğer bir yatırım fonu kurmak istiyorsanız bunun kimler
tarafından kurulacağı bellidir. Bankalar ve aracı kurumlar da bu çerçevede fon
kurucusu olabiliyor. Ancak eğer iki banka biraraya gelse ve biz fon kurucusu
olmak istiyoruz deseler bu mümkün değildir. Yani bir banka fon kurabilirken iki
banka birlikte bir fonun kurucusu olamamaktadır. Zira hukukumuz bu durumu “iş
ortaklığı” olarak tanımlamış ve iş ortaklıkları da fon kurucusu olarak
tanımlanmadığından böyle bir fon kurulamamaktadır. Eğer SPK bunun yapılmasına
izin vermek isterse tebliği değiştirmesi gerekmektedir.
Bir başka örnek de hiç olmayan ürünler açısından
verilebilir. Biliyorsunuz dünya hedge fonları yıllar önce buldu ve uygulamaya
başladı. Eğer bir banka veya aracı kurum ben hedge fon kurmak istiyorum derse
şu olmaktadır: Sermaye Piyasası Kurulu’nda gerçekten iyi yetişmiş ve dünyayı
yakından takip eden uzman arkadaşlarımız bu talep, daha doğrusu fikir önlerine
geldiği zaman muhtemelen bunu çok iyi fikir olarak değerlendirir ve bunun için
mevzuatta yeni bir düzenleme yapılması gerektiğini söylemektedirler. İş yeni
düzenlemeye geldiği zaman aylarca, kimi zaman yıllarca sürmekte, ve neticede
siz ya o fikirden vazgeçmektesiniz, ya olumlu konjonktürü kaçırmaktasınız ya da
en azından zaman kaybetmektesiniz. Oysa ürünlerde de sınırlayıcı yapıdan
uzaklaşılmalı, genel çerçeveler çizilmeli ve yenilikler Kurul’un uygun
görmesi halinde tebliğ seviyesinde düzenlemelere gerek olmaksızın kurul
kararıyla uygulamaya konulmalıdır. Madem eşleştirmeden bahsediyoruz Londra’da
bu işi nasıl yapıyorlarsa, nasıl ürün geliştirip uyguluyorlarsa bizim de aynı
şekilde yapabilmemiz lazım.
Bu söylediklerim eleştirel bir yaklaşım olarak algılanmasın.
Konuşmamın başında da belirttiğim gibi bu düzenlemelerin bir çoğunda eski bir
spk uzmanı olarak benim de katkılarım var. Bunlar bir durum tespitine yönelik ifadeler olarak
değerlendirilmeli. Sermaye Piyasası Kurulu Sayın İkinci Başkanı ve diğer
yetkililer ile yaptığım görüşmelerde kendilerinin de benzer görüşte olduklarını sevinerek gördüm. Hatta bu konuda
çalışmalara başladıklarını bana ifade ettiler. Biz de Aracı Kuruluşlar Birliği
olarak bu konuda atılacak her türlü adıma destek vermeye, birlikte çalışmaya
hazırız. Bu doğrultuda üyelerimizin de görüşlerini alarak yapılabilecekleri
tespit edip SPK’ya ve diğer tüm ilgililere sunmak için bir çalışma
başlatacağız. Yeni ürünlerin yeşermesine izin verecek bir düzenleme setinin
olması, sınırlandırıcı yapıdan uzaklaşması için önerilerimizi iletmeyi,
aracılık faaliyetlerine dair düzenlemelerimizi bütünüyle masaya yatırıp
irdelemeyi ve görüşlerimizi oluşturmayı hedefliyoruz.
Bugün Türkiye sermaye piyasası, her ne kadar kendi
potansiyelini yansıtan bir seviyede, istediğimiz kadar gelişmiş olmasa da,
yabana atılacak bir durumda değil. Hisse senedi ve sabit getirili menkul kıymet
işlem hacmi 4,5 trilyon ABD dolarına ulaşmış durumda. Geçen yıl ülkemize giren
yabancı yatırımların % 25‘ine denk gelen 11,4 milyar ABD dolarlık kısım, hisse
senedi veya sabit getirili menkul kıymet işlemlerinden oluşan portföy
yatırımları yoluyla gerçekleşti, bu işlemlere Birliğimiz üyesi banka ve aracı
kurumlar aracılık etti. Bu rakamları daha da ileriye götürmek ve piyasamızı
istediğimiz noktaya getirmek için zaman kaybetmemek gerekiyor. Bu bağlamda
Eşleştirmeyi sadece “şekli mevzuat uyumu” olarak değil de belirli kurallar çerçevesinde
ürün çeşitliliğini ve faaliyet serbestisini sağlayacak uygulamalar bütünü
olarak düşünmek gerekiyor.
Ürün ve aracılar açısından yaptığımız tespitlerin yanı sıra
sermaye piyasamızın önemli kurumları açısından da mevcut duruma göz atmamız
gerektiğini düşünüyorum. Son on yılda, Avrupa sermaye piyasalarında, ülkemizi
de yakından etkileyebilecek önemli gelişmeler, işbirlikleri, borsa birleşmeleri
yaşandı. Örneğin Almanya’da Deutsche Börse çatısı altında yer alan vadeli
işlemler borsası ile Swiss Exchange Group çatısı altında yer alan İsviçre
Vadeli İşlemler Borsası (SOFFEX)’in birleşmesi ile 1998 yılında EUREX
oluşturuldu. Ardından da EUREX ile dünyanın en büyük mala dayalı vadeli işlem
ve opsiyon borsalarından biri olan Chicago Board of Trade (CBOT) arasında Ekim
1999’da ortaklık oluşturan bir anlaşma imzalandı. Anlaşma, tek bir ekrandan
üyeler ve yatırımcılara dünyadaki en aktif vadeli işlem ve opsiyon
sözleşmelerinde işlem yapma imkanı sağlıyor. Her iki borsanın da üyeleri tek
bir ekrandan tüm CBOT ve EUREX ürünlerinde işlem yapabilmektedir.
Fransa’da 1999 yılında spot menkul kıymetler borsası Bourse
de Paris, vadeli işlemler borsaları Matif ve Monep ve gelişme potansiyeli
taşıyan küçük ölçekli işletmelere yönelik olarak kurulmuş olan Nouveau Marché; Paris
Borsası (Bourse) adını alarak birleşme
işlemlerini tamamladı.
2000 yılında Amsterdam, Brüksel ve Paris borsaları
birbirleriyle aynı çatı altında birleşme kararı alarak EURONEXT’i oluşturdular.
Borsalar arası, takas kuruluşları arası benzer işbirliği
çalışmaları aratarak günümüze kadar hep sürdü. Böyle bir süreçte kuşkusuz
Avrupa Birliği’nin yarattığı sinerji ile üye ülkelerin sermaye piyasalarının
yakınlaşmasının payı çok büyük.
Avrupada bunlar yaşanırken İMKB’ye baktığımızda uygulanmakta
olan tasarruf tedbirlerinin bütün borsa çalışanlarının enerjisini tükettiğini,
çok değerli uzmanların başka yerlerde iş arama seviyesine geldiğini, yeni
yatırımların eskisi kadar rahatlıkla yapılamadığını görmekteyiz. Tasarruflu
olmak tabii iyi birşeydir. Türkiyenin geçtiği çok zor günlerin bir tedbiri olan
ve neredeyse zaman zaman işleyişi engelleyen tasarruf tedbirlerinin artık
geride bırakmamız gerektiğini düşünüyorum. Borsa’yı özelleştirecek miyiz,
özerkleştirecek miyiz, borsanın statüsü nedir gibi konularda kararlarımızı bir
an önce vermeliyiz. Zira bunlar çözülmeden borsamızın avrupa borsalarında
yaşanan birleşme, büyüme, entegrasyon konuları üzerinde cesaretli kararlar alma
noktasına gelemeyeceğini düşünüyorum.
Öte yandan, bütün bu çalışmaların odak noktasında hepimizin bildiği gibi Sermaye Piyasası Kurulu var. Bütün bu çalışmaları yapıp masaya getirecek, bugün olduğu gibi kamuoyu ile paylaşacak, yönetecek ve yönlendirecek olan Sermaye Piyasası Kurulu’dur. Bu çalışmalar kimi zaman uzman arkadaşlarımızın hafta sonları dahil sabahlara kadar çalışmalarını gerektirmektedir. Bu çalışmalar kimi zaman da seyahatler gerektirmektedir. Ancak Sermaye Piyasası Kurulu da aynı Tasarruf tedbirlerinin etki alanı içindedir ve ücret ve seyahat harcırahları bakımından son derece kısıtlı imkanlarla çalışmaktadırlar.
Ancak hepimiz biliyoruz ki bu işleri başarabilmek için personel kalitesinin belli seviyede tutulmasını gerekir. Bu da parasal imkanların belli seviyesinde olması ile sağlanır. Gerek SPK, gerek İMKB çalışanlarının belirli bir kalitede tutulmasını sağlamak mecburiyetindeyiz. Bu kurumlar Devlet bütçesinden pay almamakta ve kendi özel bütçeleri tümüyle biz piyasa katılımcılarının çeşitli işlemlerinden kesilen paylardan oluşmaktadır. Hal böyle iken artık tasarruf tedbirlerinin SPK ve İMKB için uygulanmaması gerektiğini, bu kurumların kriz öncesi çalışma şartlarına geri döndürülmesi gerektiğini düşünüyorum. Böylece Avrupa Birliği Eşleştirme çalışmaları çerçevesinde sermaye piyasamızı belki de yeniden düzenleyeceğimiz bir dönemde bu kurumların işlerini layıkıyla yapmalarını sağlayacak ortamı onlara vermeliyiz.
Genel olarak bakıldığında Avrupa Birliği’ne en hazır sektörün sermaye piyasası olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Yürütülen çalışmaların bizim açımızdan sevindirici bir diğer boyutu da sermaye piyasası düzenlemelerinin ne kadar ileri bir düzeyde olduğunu görmemizdir. Yapılan Eşleştirme çalışmalarında kısa sürede önemli mesafeler kat edilmesinin bir nedeni mevzuatımızın ileri bir düzeyde olmasının yanı sıra, SPK’nın özverili çalışmalarının etkili olduğunu görüyoruz. Bu bakımdan bu çalışmalarda emeği bulunan herkese teşekkür ederim.
Nevzat Öztangut
Türkiye Sermaye Piyasası
Aracı Kuruluşları Birliği Başkanı